tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2010 Pazar

remedies

*Her nasıl olduysa hiç 22 olmadım.

*Lisede hevesimi yeterince alamamış olsam gerek, sedef-pirinç-ahşap bilekliklerime; aslında granade (granat) olan ama insanların garnet diye adlandırdıkları yarı değerli taş kolyeme; kulağımın tepesindeki deliklere taktığım küçük halka küpelerime geri döndüm. Bütün bunların sebebi, eski günleri hatırlatan yandan fermuarlı kısa bir kot ceket almış olmam olabilir. Ya da güçlenen corporate tarafımı dengeleme içgüdüsü... who knows.

*Gözü başka birşeyi görmeyecek kadar, bir konu hakkında heyecanlanmak, unuttuğum güzel bir duyguymuş... Daha okula bile gitmezken bir yaz bodrumda bacağımın ön tarafını boydan boya yarmıştım kayanın birine takılarak, böyle uzuunca bir yara izim vardı. her yaz bakar bakar üzülürdüm, hiç geçmeyeceğini düşünürdüm. Şimdi bakıyorum da hangi bacağımdı o izi olan hatırlamıyorum... o koca iz bile silindikten sonra...

just remember, your soul has a light
and no matter how dark it gets
there is a way to heal and get through the night.
solasoap-right away

6 Şubat 2010 Cumartesi

başımda kavak yelleri

*Nasıl geçtiğini anlanmayan bir hızla geldi girdi hayatıma şubat ve her gün notlarıma tarih atarken artık 2010'da oluşumuzun çok da garip gelmediğini farkettim. Yani daha 2000li yıllarla nasıl başederiz diye düşünürken 10 yılı geçmiş bile...

*Bütün gün eski şarkıları dinledik, eski derken 90lar ne kadar güzeller öyle..

*Erkeklerin aynı sözleri bu kadar içten inanarak, birbirlerinden habersiz, başka başka yerler, başka başka zamanlarda aynı şekilde söylemesi çok enteresan doğrusu. Erkeğin kıza sarıldığı sonra dönüp boy aynasına baktığı ve ne kadar da "perfect match" olduklarını söylediği bi masal okutuluyordu da ilkokullarda ben mi kaçırdım acaba?

* "Ne kadar güzel bi gündü değil mi?" diye sormak, teşekkür mü etmektir, yoksa geçirttiği güzel günü onaylatmak mıdır? bilemiyorum.

*Zannedersem hâlâ üniversitedeyken hayatın dönemlerini benchmark edecek birşeyi oluyor insanın, daha sonra çalışmaya başlayınca geriye sayacağı birşey kalmadığı için zaman daha da hesapsız geliyor belki.

*Küçük vs kalabalık, yerel vs uluslarası şirket karşılaştırması yaptık bu hafta mentörümle, ve birçok şey için tekrar ne kadar da şanslı olduğumu anladım.

*Perşembe günü defalarca aynı servisi kaçırdım ve sonuç itibariyle o gün taksimden servise hiç binmedim.

*En büyük ve beklenmedik korkularla karşı karşıya kalıp yine de istediğim o anda kendime durup "demirden korkan trene binmez ki" dedim. Enteresandı çünkü yazmaya bile kortuğum düşünceler ve duygular çarpışıyordu zihnimde.

ve hayatımın en lezzetli dublesini içtim dün meyhanede.

6 Aralık 2009 Pazar

time of my life

hey hey :D

neresinden başliyim bilog,

çok mutluyum böyle güzel bir haftasonu olamaz heralde :) yani insan var, insan var...

ve istanbulu çok sevmeye başladım, gece bu şehir ayrı bi güzel.

sisley elbisem, gri kelebekler, nw-pumps, balkon, fındık-votka, cities, sunseekers, curls on heads, bursa kumaşlarım!, sezar ile kleopatra, kanka, sigara yanığı, tuz-limon-tekila, londra, gel tezkere, mavi polar, bülbül suyu, niye uzun bu ya, porselenzeytin, bambi, keys, sinek ilacı aromalı, bir shuttle'ı, sakız shot, a hug, corporate life, otto...

lily allen - the fear

11 Haziran 2009 Perşembe

adío querida

son 1 gün...

12 Mayıs 2009 Salı

ufacık tefecik içi dolu neşecik

şu an mutluluktan yanaklarıma al basıyor :)
 "Maaşallah" diyiniz lütfen, kem gözlerinizden, zehir sözlerinizden sakınınız çünkü az önce test edilip onaylandı ki, the god that I trust, benim yüzümü kara çıkarmıyor.  "O" da beni mi çok seviyor ne, (e tabi sevgi saygı ve güven hep karşılıklı) bana böyle güzellikler sunuyor.

efenm iki gündür sansüre sansür hareketi kapsamında bir hayli kafa yormakta, interaktif iletişimden harap ve bitap düşmüş bulunmaktayım. yaptığım işlerin,(bkz1, bkz2, hatta bkz3) ki bence bu benim sanatım sayılabilir, etrafta hiç ummadığım yerlerde karşıma çıkması inanılmaz mutlu ediyor beni, bu da al basmasının ikinci sebebi.

gösteri dünyasına attığımız başarılı adımın ardından, yoğun çalışma tempomuza bir dur dedik ve prova almadan geçen şu iki akşam bana bir hayli garip geldi, resmen yorulacak birşey yoktu. ben de döktüm bütün dolabı domestos, ariel ve yumoş sponsorluğunda çay başına inmiş köylü güzeli bölümünü çektim odamın banyosunda, sitkom tadındaki yurt hayatıma.

bugün hayatımın akademi efsanelerinden biri olan sui ile (ki bu ekşideki nicki hadi benden bilmeyenlere kıyak olsun) son dersime girdim, akademik kariyerden konuştuk, heran doğurabileceği için okul artık daha fazla çalışmasına müsade etmiyormuş. hiç aklıma gelmezdi ama ders bittiğinde sınıftan çıkarken sarılıp ağlayasım geldi, sanki bir daha hiç göremiyecekmişim gibi, o çocuk doğuracak ben mezun olacak, bu ikili bir daha buluşamayacak gibi...  

ha bir de bu arada dişimi kanallarını açtık bugün, sinirlerini tek tek söküp aldık olduğu yerden, yeni dişhekimim çoşkun bey işin teknik kısmıyla uğraşırken ben de acıdan kıvranma görevini üstlendim, ortaya koyduğumuz mükemmel takım çalışmasının bir ürünü olan sancı şuan çenemde mevcut durumda. umarım çok kalmaz, biran önce çeker gider, ama gitmezse de o kadar önemli değil, ne de olsa öldürmüyorsa güçlendiriyor... ne demişler: dişe gelen çekilir :D 

öpüyorum sizi, esen kalın :) :)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

gün gelecek

herşey geçecek,  ya da herşey bitecek... 

heyecanı bunun bambaşkaydı. istedim ve de yuttum o tozu, sahnedeydim artık.

ben bugün bunu gördüm: gmat insanın biryerlerine kaçarmış. ha o 720'i alacak mıyım? onu zamanı gelince göreceğiz.

hayatı konuştuk özgeyle bugün, işleri, dertleri, güçleri, sınavları, stresleri, ilişkileri... anınca beraber geçirdiğimiz günleri, insanın hiç mi hiç gidesi gelmiyor bir yerlere, yapışıp kalası geliyor olduğu yere şu memlekete, ama ne zaman ki attım ben adımımı kapımdan içeri, gördüm bazı şeyler artık gerçekten baymış beni. ben muhabbetin neşenin ama en önemlisi pozitif enerjinin bol olduğu ortamları ne kadar seviyorsam, bir o kadar da kendi kişisel alanıma muhtacım kimselerin karışmadığı, el dahi sürmediği.

hayat belli bir noktaya geldikten sonra, başladığın yere dönmek söz konusu olunca pek bir korkutuyor insanın gözünü...belki de dönülmez bir noktaya gelmekten daha iyidir ama bunca zaman kendi yolunda gidip de, artık misafir gibi hissetiğim eve dönmek zor geliyor bana, sonuçta iç işlerinde bağımsız ama dış işlerde anlaşma ve yasalara tabi küçük bir eyaletim orada, burada başlı başına hükmünü süren bir devletken...

8 Mayıs 2009 Cuma

en güzel yorgunluk,mutlu yorgunluk :)

uzun zaman sonra, ki en son ne zaman bu şekilde yorulmuştum hatırlamıyorum, eğlenmekten yorgunum ve isyan eden bedenim zihnime hiç bir acı hissettiremiyor.

bu haftaki 7. "neden manken değilsin ki sen, senden negzel manken olur ki" tepkisinden sonra yok artık dedim, bu kadar da olmaz, heralde bu bana ilahi bir mesaj, ve bugün itibariyle BED'imi bıraktım, umarım işe yarar.

aslında o kadar çok şey düşündüm hissetim ve yaşadım ki çok yazasım var ama uyumak, sarılıp yastıklarıma mis gibi uyumak, çok daha çekici geliyor şimdi.

kısa kısa: money supply, bu ödeve ne biçsek, şenlik mi o da ne, tırt, kolbastı sahneyi gençler bastı, database, final countdown, bahar geldi hoş geldi bahçeme benim kiraz geldi, kartpostal, kostüm saç baş, kaç kişiyiz, roka salatası berbat, sütlü sinirli kinderbueno, mis gibi deniz, çığlık at!, hindistan cevizli vişnesuyu, birdirbir, 10 kat top, burası benim ben varedenim, vazgeçme yaparsın, herşeyin bir sebebi var, ve sahne bizim...
yarın görüşürüz, iyi geceler ;)

22 Nisan 2009 Çarşamba

istanbul, istanbul...

ben bu haftasonu bunu gördüm: insan o kadar stres, o kadar sınav üstüne; bi koşturmaca içinde gitmiş olsa da, yorgunluktan uykusuzluktan ölse de, seyahatten döndüğünde dinlenmiş yenilenmiş hissedebiliyorumuş kendini. demek ki neymiş: mutluluk her derde devaymış; anılar, eski dostlar, güzel insanlar, mistik sokaklar, güzel mekanlar, hoş anlar, yorgunluk uykusuzluk dert tasa hiç bişi bırakmazmış. 

önce çok korktum, havaalanından çıkıp giderken şehre doğru, eyvah dedim ben ne yaptım, şuncacık yerdeki trafik bile akmıyor, "nerden geldim istanbulaa" ama insanlar alışmış onlara koymuyor, madem öyle dedim öldürmeyen şey güçlendirir, dayan be esra :)
meğer insanların bildiği başka birşey varmış, bu şehir hiç uyumazmış, sabah olmazsa bunun daha gecesi varmış...

işte o korktuğum, tırstığım, üçbuçuk attığım metropol hayatı varya, aslında pek de güzel bir karnavalmış, sokaklarda hep insan varmış ve bu şehrin gerçeği olsa gerek bu gece 4de bile trafik sıkışıp kalırmış :)

yine de benim için çok erken, bu küçük halimle kolay lokmayım böyle şehirler için henüz ben, ama karar verdim, söz dedim kendime, yeterince palazlanıp, feleğin çemberinden geçip, şeytana pabucunu ters giydirip gelicem böylesine büyük bi şehre, yaşıyacağım henüz herşey için çok geç olmadan, unumu eleyip eleğimi duvara asmadan, bazıları gibi elimi korkak alıştırmadan önce... 

14 Nisan 2009 Salı

iyilik yap denize at bu sefer de üzerine sıçrasın

aynen öle, hadi diyelim tutamadın kendini yaptın yine bi iyilik, hatta ve hatta kaldırdın denize attın o iyiliği, hani "ben küçük şeylerin hesabını tutmam" dedin içinden, gel gör ki üstüne sıçrıyor, bi de yetmezmiş gibi ağzına yüzüne dolduruyor yosunlu tuzlu suyu. yok ama, suç ne denizde ne de iyilikte, suç o hataya düşüp iyilik eden ben'de.
hani film'de Dom diyor ya, 20% melek 80% şeytan (al sana bir parito daha, hayatım parito) o meleği de ancak gözlerinin içine bakarsan, en derinine inersen, ister de ararsan, arar da bulursan görürsün diye; işte ben de o hatunlardan olucam sonunda, bi de gözlük takıcam ki gözüme inemiceksiniz hiçbiriniz derinimdeki meleğime.

bir şeyi yapmak için birilerine muhtaç kalmaktan nefret ediyorum, işte sırf bu yüzden heran bırakabilirm seni tango! 

tam da spor ayakkabılarım, bol şortlarım, koyu ojelerim, kısık bakışlarım, paradise lostlarım, rock metal gruplarım geri gelmişti, ben de anlamamıştım bu chill-out, passion tango halimle, iyi oldu bak şimdi, bi de sen kızdırdın beni verdiğin notla k.çımın kaynakçısı, rise of the fallen gibi bi chapter çekicem sana aklın hayalin duracak.

ha bu arada, tübitaktan burs alacak 121 kişi var ya; işte onlardan biri benim.

29 Mart 2009 Pazar

öyle biri olsun istiyorum ki

hayatımda, mesela benim yerime düşünsün bi çok şeyi, mesela çamaşırlarımı yıkasın, ütülesin bi güzel, sonra da birbiriyle daha uyumlu olanları biraraya koysun, hem de hava durumu ile o gün vakit geçireceğim ortamın ısısına göre kombinlesin altla üstü ve ben hiçbir sabah ne giyicem bugün diye mal mal açıp bakmayayım dolabıma bi daha. hatta gitsin benim yerime alışveriş yapsın bilsin neyi severim, ne bana yakışır, neye ihtiyacım var vs. sonra bi de günlük, haftalık aylık listeler çıkarsın bana desin ki: esra, şu gün şunun başvurularının songünü, esra sevdiğin grubun konseri bugün burada vs. sonra da ben istemeyince yok olsun gitsin hayatımdan. 

kısa kısa bu hafta: kefi milonga, böğürtlenli şarap, se'de bu sefer mercimekli köfte, tsm ve 3 güzel sesli kadın, cips-bira-çikolata, özge, kendin edip bulmaca-davetsiz kalmaca, özge, sen annemi ağlattın, penti!, m&s autograph pabuçlar, havaalanı, kaza sigortası...

23 Mart 2009 Pazartesi

kalan 10 günde bunu başarabilir misin sence?

merhaba sevgili neşe küpüm,
korkma bugün aşık kız triplerinde yazmicam sana, nitekim gerçek hayatın o denli pençesindeyim ki yazamıycam. zaman bazen o kadar baskıcı ve acımasız oluyor ki, sarıp sıkıp canımı acıtıyor, sonra da hiçbirşey olmamış gibi hafifleyiveriyor birden, sanki dalga geçer gibi, neden o kadar strese girdin ki der gibi. sonunda oldu da bitti maaşallah, hatta boş boş oturacak vaktim bile kaldı bu akşam bi dünya, blog filan okuyup resmini beğendiğim eyaletlerden kendime üniversite bile baktım di mi, öle işte.

konuşurken tek dil kullanmakta bariz bir problemim olduğunu farkettim, evet ben de türkçeyi katledenlerdenim. ingilizceyi kullanmak ya da ispanyolcayı/ almancayı aslında sanal gerçeklik psikolojisi yaratıyor galiba bazen. nasıl ki internette gerçek hayatta dile getirmeyeceğin şeyleri bağıra bağıra yazma cesaretini buluyorsan, konuşurken araya kattığın diğer dillerle de bunu yapıyorsun galiba.. "herşey çok güzel de biraz put-on-weight durumu var sende" demek, "yahu sen kilo almışsın işte" demekten daha hafifletici gibi sanki.

şimdi dön bak arşive kim bilir kaç tane lisansüstü eğitim hayali paylaşmışım seninle, ama sor bakalım kaç yere başvurdun diye, tabiki koca bir sıfır tane! dersleri kategorize etti tunca bugün marketing'i çok seviyorum ama ben öyle vıdı vıdı konuşamam, az laf çok işlik dallar daha bana göre: mis, om, logistics gibi dedi, beni de derin düşüncelere sevk etti. ben o dersleri çok iyi anlarım, pek de güzel yaparım ama hiç sevmem, bu durumda "çok laf az iş"cimiyim ben? 

özgün'ün doğumgünü, kutladığım en güzel, en spontane günlerden biri oldu, herşey bir gaza getirme-gelme zinciri olarak vuku buldu, çok da iyi oldu.

geçen sene bu zamanlar ne yapıordum bilior musun? bilmesen de olur, çünkü şu an benim umurumda bile değil.

iyi geceler.

15 Mart 2009 Pazar

ben bugün hiç doymadım ki :]

evet sevgili günlük bugün aslında aç değildim ama doygunluk hissi de hiç gelmedi, sürekli canım ne olduğunu bilmediğim birşeyleri yemek istedi, vitamin dozajımı arttırsam iyi olicak galiba..

ben başkasının yaptığı yemeği yemeyi sevmiyorum, ve mutfağımı bugünlerde çok özlüyorum, kendi kendime garip kombinasyonlar yapıp adı olmayan yemekler pişirmek var içimde ama gel gör ki, iki gündür sadece meyve, peynir-ekmek, müsli, gevrek yiyorum. annem kızdı öyle yemek mi olurmuş diye, fikir ver o zaman ne yiyeceğim dedim, veremedi. allahım nolur bu kulunu mutfaksız bırakma, bak görüyosun varlık içinde yokluk çekiyor sonra.
 
tango beni neden yoruyorsun :P kareografi çalışmalarımız son hız devam etmekte, ben çıkar mıyım sahneye bilmemekle beraber çok eğleniyorum, şapka takıp kaşımı kaldırmayı, poz vermeyi, boşluğa bakıp gülümsemeyi çok seviorum: yaşasın show business :)

çamaşır yıkamaktan, daha doğrusu galiba sıkmaktan, ellerim yara oldu; yurda jetonlu makine koymayan zihniyetsiz zihniyeti eshefle kınıyorum, ne yani kardeşim ben kıyafetimi, donumu, geceliğimi tanımadığım elin adamına mı vericem yıkasın diye, hem bakalım biliyor mu ne nasıl yıkanır, ne kadar sıktırılır, nasıl kurutulur? bilmiyo tabii nerden bilecek! paramızla rezil oluyoruz. hayır benim malım çok kıymetlidir, hele ki boyuma göre kıyafeti zor bulduğumu hesaba katarsak, bir de kokular hakkındaki saplatılı halimi de göz önüne alırsak ciddi mesele bu laundry olayı.

üşütüp durduğum, sonuç itibariyle de hasta olduğum için inadı bıraktım gittim bugün kendime kalın uzun bir kaban aldım, bele kapşonu kürklü olanlardan, pek bi sevindirik oldum sonra, artık ya üşürsem diye çantama hırka, eldiven, atkı takviyesi yapmak zorunda kalmiyiciğim :)

beni anlamasını delice istediğim "bazı kişiler" var, umarım onların bunları okuması için bi gün trajik bir şekilde ölüp arkamda nesekupu.blogspot.com yazan bir not bırakmak zorunda kalmam :]

y harfi çalışmayan ve iki işi bi arada yapamayan, tık ile pıt'ı arasında bir ömür geçen emektar ibm'im artık kabak tadı vermeye başladı(o nasıl bir tadsa öyle, halbuki ben kabağı severim, hele ki baklabağının tadına bayılırım, bu durumda bu benzetme buraya uymadı galiba, neyse canım lafın gelişi işte), napicam ben bunla hiç bilmiyorum... evlat gibi, atsan atılmaz, satsan satılmaz...

bu yazı da burada biter, esra tıpış tıpış yatağına gider....  

21 Ocak 2009 Çarşamba

Mitteilungen aus Deutschland

evet, almanya'dan mesaj, hem de en sevdiğim iki insandan: Martin; pek bi özlemiş, en yakın zamanda tekrar görüşmek üzere demiş miss little sunshine'ına (aka princess). Emanuel; gönderdiğim zarfı almış, gerçekten parti de eksikliğin hissediliyordu demiş, nisan'da türkiye'ye geliyor :)

erasmus tadında birgündü benim için back to old days oldu, e sebebi açık; final haftasının tam ortasında sadece(!) yedik, içtik, gezdik, eğlendik. dünkü java zaferimden sonra haketmiştim canım :) 

Öyle işte.. mutluyum.
günü güzelleştiren: kuaförümün titrek elli çırağına, oda arkadaşım yeşime, lost(kafe) manyağı murata, beni ffs'de satın almaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen umuta, içtiğim harika decaf press cafeyi yapan baristaya, boyozlar için edi börekçiliğe, gemiden amerika karasularına, yamaçtan ölüdenize atlayan, elebaşımız -ay pardon- başkanımız ilbaya, lojistik desteğinden dolayı yiğit'e teşekkür eder, bi dahaki sefer çaya bekleriz...

iyigeceler :)      

17 Ocak 2009 Cumartesi

bitse de gitsek...

sevgili günlük, 
şu an derdimi anlatacak kimse yok senden başka...
e malum final haftası geldi, 19'dan 29'a finaller koysun bu kıza durumu (farkındayım ağzım çok bozuldu) (pms durumu, alttan al geçecek:] )

2009'da kendime yeni bir arkadaş edindim ve kısa sürede çok yakınlaştık... hemen hemen hergece birlikteyiz; evet evet beynim kafatasıma fazla geliyormuş hissi yaratan baş ağrımdan söz ediyorum.. biran önce ardına bakmadan defolup gitse, beni hiç düşünmeden terketse inan hiç üzülmicem.

bugün teyzelik genlerim tekrar harekete geçti, geçen hafta agorada gördüğüm kocaman pembe saçlı çilek bebeği gittim ve satılmadan zeynepcime aldım; yerim ben onu,bir de kibarlaşmış hiç sorma, telefonda "nasılsın teyzecim, mutlu musun, günlerin nasıl geçiyor" diye sorunca, "ben iyiyim siz nasılsınız" diye cevap verdi ya ölsem de gam yemem artık :)

dün milongada dehşet eğlendim, benim için bir praktika tadında geçti, özgüne her cuma şarap içirsek hep böle eğlenceli olur mu acaba bilinmez ama buraya yazıyorum esra demişti dersiniz, murat ileride dehşet bir tangocu olacak hem de en eğlencelisinden.

didemden psikolojik danışmanlık projesi' için yaptığımız görüşmenin ses kayıdını aldım, bir saat boyunca kendimi dinledim. alırken kaygılıydım aslında, eyvah şimdi kendimden nasıl utanıcam kimbilir nerelerde ne hatalar, nasıl bozuk vurgular yapmışımdır konuşurken diye. ama gel gör ki, benim konuşurken takıldığımı, düşünürken çok durakladığımı, dilimin dönmediğini sandığım yerlerin hiçbirinde hiç bir kusur belirtisi yok! yani dışarıdan hiçbirşey anlaşılmıyor, bütün kusurlar benim zihnimdeymiş, bu arada sesim de güzelmiş :]

gördüğün gibi sevgili günlük, sızlanmak maksadıyla başladığım yazı bile sonunda böle sevindirik bir hâl alıyor... ben sana boşuna neşe küpü dememişim değil mi? şimdi bana müsade, ben şu sınavların hepsini teker teker bi "rock"liyip gelicem.
  

6 Ocak 2009 Salı

Wir machen das klar!

o yeae!

aman yarabbim tadından yenmeyen bir gündü, nitekim migrostan aldığım ince üzümlü tarçınlı kurabiyelerim, koca tablet antepli çikolatam, hatta medetariano olive krakerlerim bile biteyazdı :) evet doğru çok aburcuburladım bugün ama neler neler yaptım. öncelikle dün gece 5 de yattım üstelik yatarken uykum da yoktu(as usual) gerçi sabah ayılmak 1 saatime mâl oldu ama yetti.

şu web tasarım işini çok abarttık gibime geliyo yani bi çok uluslararası firmanın bile bu ölçekte bi sitesi olduğunu sanmıyorum.

görev bilinciyle değil ders aşkıyla gittiğim consumer behavior dersindeki kumru sunumum gayet sükse yaptı, kimse ekleyecek ya da düzeltecek birşey bulamadı, son sözü taşbebek nilgün söyledi : arkadaşınıza 110 ! :] ya bu kadına hayranım farklı bişey var, çok güzel filan değil ama çok etkileyici, ışıl ışıl.
 
dım dım dım dım...bir erkek adımları günüde daha esra'yla beraberdi bugün sevgili tango severler, ha tabi güven oyununda tüm inancıyla kendini kollarına bırakan ozan hocayı geri çekilmek suretiyle yere seren murat'cığmın topuğumu kırması da ayrıca etkili olmuş olabilir.
Aman tanrım çok seviyorum dans etmeyi ve de ettirmeyi...

Kritiklere gelelim şimdi: sevgili erkekler; eğer sevgilinizin kız arkadaşları sizi tanımadığı halde sizden nefret edebiliyorsa artık çok da şansınız kalmamış demektir. artık nasıl üzdüyseniz kızcağazı arkadaşları size düşman olmuştur. uzatmayın, salya sümük olmadan gururunuzla gidin, o kadar da alçalmayın lütfen. 
Sevgili diğer erkekler, ne kadar aç olduğunuz, ne kadar az zamanınız olduğu önemli değil lütfen biraz kibar yiyin şu yemeklerinizi, sonuç değil süreç odaklı olun. unutmayın ki tokluk hissini veren çiğneme süresince salgılanan salgıların belli bir süre sonra beyinde yeterli konsantrasyona ulaşıp "doydun tamam" demesidir, diğeri sadece midenizi şişirmektir, karşınızdakileri tiksindirmektir, siz daha çoook bekar gezersiniz, yazları denizde donla yüzersiniz. :D

muhteşemim ya :D  (maşallah dee!)
wir machen das klar.. aso! yeaaayee-e, ououow babe.
    

3 Ocak 2009 Cumartesi

Do you ask yourself where am I now?


bazen hayallerin kendisi o kadar güzel oluyor ki, amaçlarından sapıp ulaşılması gereken, uğruna çalışılması, çaba ve güç sarfedilmesi gereken bir hedef olmaktan çıkıp o anın gerçekliğine dönüşüyor ve muhtemelen bunu geç farketmek sonradan çok can yakıyor, içinde bulunduğun anın hayal tadında geçmesi tabiki güzel :)

neşeküpü gibi bi günce olmasını diledim açarken ama ilk defa yorgun uyandım bugün onca zamandan sonra, ha bu beni mutsuz etti mi hayır, ama gerçek bu.

konu tango olunca hiç kendimden beklenmeyen laflar edebiliyorum, zaten duyanlar gözlerine kulaklarına hatta burunlarına bile inanamıyorlar: "erkekler tangoda herşey; siz varsanız biz de varız"  

hayatta herşey cluster modeli ile işlemeyebiliyormuş, zaman zaman waterfall modeli daha geçerliymiş, bugün bunu gördüm: helpdeskten mysql şifremi almadan saatlerce uğraşıp projemi localhostda tamamlamam hiç bir işe yaramıyormuş, nitekim o şifre olmadan yüklenmiyormuş.

yalan söyleyemiyor, kendi sırrımı kendime bile tutamıyormuşum. cahillik saadetmiş ve evet bazı soruların aslında cevabını bilmek istemesek de, aldığımız cevap beklediğimiz olmadığı için üzülsek de soruyormuşuz.
herşeye rağmen kendimi çok seviyorum ve galiba bu benim en büyük kusurum;
ha buarada kitaptaki artuk bey aslında gerçekten ismail hoca galiba, gerçek olamayacak kadar kötü :(