istiklal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istiklal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2010 Çarşamba

büyümek vakti gelmiş ve geçiyordu

ama havva! o elmayı ısırmayacaktın...

Nerden başladık ki taviz vermeye?
Hangi yol ayrımıydı o, ışıksız gecede tabelasını kaçırıp da son çıkıştan çıkamadığımız?

ben bu değildim...

Bu olmayacaktım,"hikaye bunlar!" hep değil mi? Daha buraya gelirken ilk günden başlamıştı "corruption" belki de, "souls for sale for finance" sadece mazeretiydi kimbilir.

bir zamanlar inanmıştım oysa ki...

Artık sevilmeyi hakettiğime inanmıyorum, arkadaşlığım öyle çok da "paha"lı birşey olmasa gerek. likiditesi yüksektir heralde, heran bozdurulup harcanabilir.

Gel gör ki kin de tutamam ben, öfkelenirim en çok, o da geçer gider.İki gün sonra durur yine gülümserim insanların yüzüne.

gözlerin bu kadar mı iki hüzün, ellerin istanbul bugün...

Siyah elbiselerimi kabuğum sanırdım hep, "shell" değil "peel" miş o kabuğumun meğerse.

"Güven kazanılmaz, ancak kaybedilir" diye düşünmek sonumu getirecek belki de. Herkese dağıttığım o güveni sevdiklerimden kazanmam gereken rezervden harcadım heralde.

İnan ne yapmam geretiğini bilmiyorum. Doğru ve yanlış, olması gereken ve olmaması gereken ne hiçbir fikrim yok.

dönmek ne mümkün...

Sadece dost kaybetmek artık dayanamayacağım bir yük.

6 Şubat 2010 Cumartesi

başımda kavak yelleri

*Nasıl geçtiğini anlanmayan bir hızla geldi girdi hayatıma şubat ve her gün notlarıma tarih atarken artık 2010'da oluşumuzun çok da garip gelmediğini farkettim. Yani daha 2000li yıllarla nasıl başederiz diye düşünürken 10 yılı geçmiş bile...

*Bütün gün eski şarkıları dinledik, eski derken 90lar ne kadar güzeller öyle..

*Erkeklerin aynı sözleri bu kadar içten inanarak, birbirlerinden habersiz, başka başka yerler, başka başka zamanlarda aynı şekilde söylemesi çok enteresan doğrusu. Erkeğin kıza sarıldığı sonra dönüp boy aynasına baktığı ve ne kadar da "perfect match" olduklarını söylediği bi masal okutuluyordu da ilkokullarda ben mi kaçırdım acaba?

* "Ne kadar güzel bi gündü değil mi?" diye sormak, teşekkür mü etmektir, yoksa geçirttiği güzel günü onaylatmak mıdır? bilemiyorum.

*Zannedersem hâlâ üniversitedeyken hayatın dönemlerini benchmark edecek birşeyi oluyor insanın, daha sonra çalışmaya başlayınca geriye sayacağı birşey kalmadığı için zaman daha da hesapsız geliyor belki.

*Küçük vs kalabalık, yerel vs uluslarası şirket karşılaştırması yaptık bu hafta mentörümle, ve birçok şey için tekrar ne kadar da şanslı olduğumu anladım.

*Perşembe günü defalarca aynı servisi kaçırdım ve sonuç itibariyle o gün taksimden servise hiç binmedim.

*En büyük ve beklenmedik korkularla karşı karşıya kalıp yine de istediğim o anda kendime durup "demirden korkan trene binmez ki" dedim. Enteresandı çünkü yazmaya bile kortuğum düşünceler ve duygular çarpışıyordu zihnimde.

ve hayatımın en lezzetli dublesini içtim dün meyhanede.

20 Aralık 2009 Pazar

cezayir ile mano

bütün hafta dışarı çıkıp dolaşma hayaliyle yaşadıktan sonra, yağmurlu bir cuma gününü proje yaparak geçirdim. cumartesi tam da burakların iddaa ettiği gibi günlük güneşlikti; ben yine proje yaptım...

içimde kalmadı değil hani çıkıp dolaşmak ama en azından gece taksime indik de sabancıdan bi nebze olsun uzaklaşmış oldum. finanstan bu kadar uzak ama tamamen kontrolüm altımda olan birşeyi araştırmak, düşünmek, hayal edip geliştirmek inanılmaz zevkli. kendini firmanın içine koyup işleri yürüttüğünü varsaymak ve ona göre raporu yazmak, neden ve ne kadar doğru bir kararla işletme okuduğumu bir kez daha gösterdi bana.

şu an tek sıkıntım omuzlarımda bir yük duran akın hocanın ödevidir. kendimin olsa yapmazdım yine muhtemelen, MM propsition & agency theory bana pek uygulanabilir değil yani, ben işin içine başkası girince daha sorumlu oluyorum. evet bu da benim "özdisiplinsiz" kişiliğimin münasır tarafıdır. ama ne biliyor musun blog, 1 haftadır diyetteyim ve ihanet de etmedim programıma, sırf o en büyük eksikliğim olarak NeoPi-R zımbırtısının yüzüme vurduğu disiplinsiz tarafımdan kurtulmak için yapıyorum bunu.

Sertab'dan private emotion dinliyorum. ama biliyor musun, aslında her his o kadar özel ve benzersiz ki: karnının mütemadiyen aç olması hissi, sokaktaki ağlayan kıza dayanacak bir omuz verme hissi, ya da yumuşacık kısacık saçların parmakların arasında süzülürkenki hissi... yaşamak güzel şey, istanbulda bir gün gezeceğini hayal etmek de.

istanbulun görünmeyen bir yüzü var ki inanılmaz güzel. yani kendi başıma hayatta girmeyeceğim yollara arkadaşlarımla gidip sonundaki o muazzam güzellikleri görmek inanılmaz güzel. dünün kahramanları cezayir lounge ile mano'ydu.

çok özledim blog fotoğraf makinem, çantam, spor ayakkabılarım ve haritamla sokakları arşınlamayı. topuklarımı seviyor olmam düzlerimi özlemediğim mânâsına gelmez, özlüyorum hem de eşekler gibi...

ve sırtım bilmem kaç zaman oldu hâlâ ağrıyor: oturmaktan.

corporate meetings, winey the pooh, başka dilde aşk, lüle lüle, lean things offered, rodrigo leão, serenade from stars, econometrics,

6 Aralık 2009 Pazar

time of my life

hey hey :D

neresinden başliyim bilog,

çok mutluyum böyle güzel bir haftasonu olamaz heralde :) yani insan var, insan var...

ve istanbulu çok sevmeye başladım, gece bu şehir ayrı bi güzel.

sisley elbisem, gri kelebekler, nw-pumps, balkon, fındık-votka, cities, sunseekers, curls on heads, bursa kumaşlarım!, sezar ile kleopatra, kanka, sigara yanığı, tuz-limon-tekila, londra, gel tezkere, mavi polar, bülbül suyu, niye uzun bu ya, porselenzeytin, bambi, keys, sinek ilacı aromalı, bir shuttle'ı, sakız shot, a hug, corporate life, otto...

lily allen - the fear

26 Ekim 2009 Pazartesi

based upon

küçük beyoğlu'nun insanlarını, günümün içindeki bütün "o" insanlardan daha "sincere" buluyorum. ele güne karşı yapayalnız böyle de olmaaz ki: şap-şap-şap derken, kimsenin eğlenmekten başka bir amacı yok, kimse yanımdaki şarkıyı daha yüksek sesle söyledi ben de daha kuvvetli alkışlayayım bâri derdinde değil, herkes kahkaha atıyor çünkü hepsinin içinden geliyor... life is life derken sanki hakkaten çözmüş hayatın anlamını, ve efes başka hiçbir yerde bu kadar güzel tad vermiyor.

bu dünyada bu kadar büyük kitleleri biraraya getirebilecek şey ne din, ne spor; olsa olsa müzik. bkz:U2

konuşan çok, icraat yok. sıkıyorsunuz hani yani, yemiyorsa girmeyin bu işlere kardeşim...

it's play time!