postgrad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
postgrad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2010 Perşembe

saçlarımı özlüyorum

uzun saçlarımı özlüyorum. artık tarayamadığım ve onlardan kurtulmam gerektiği gerçeği onları karış karış kestirdiğim için boğazımın düğümlendiği gerçeğini değiştirmiyor.

comfort zone, big dreams, malta, jobs to live, gece rahat uyumak, ozlemek, zeytinyagli fasulye ve bitmeyen submitler.

14 Ocak 2010 Perşembe

Mausam*

Kendimi ne kadar faydasız hissettiğimi anlatamam bilog.

Bi restoranım olsa, ama böle cafe-bar-lounge tarzında bir yer; gelen herkez mutluluk bulup, huzur dolup gitse, hiç bir sevgili benim masalarımda kavga etmese, hiç bir işadamına benim barımda iş dolu mail gelmese, hiç kimse bir yerlere yetişmese.. Tatlı tatlı, kimseyi yormayan, ama kimsenin de bilmediği hoş müzikler çalsa bütün gün, yine kimsenin bilmediği dillerde...Hani sanki heran mutfağın kapısından, o filmlerdeki çölde yaşayan, güneşten kararıp buruşmuş ama yüzü pırıl pırıl ışıldayan mistik büyücü çıkıp gelecekmiş hissi hakim olsa ortama. Adı da "Vaha" olsa...

...bu kadar işe yaramaz hissetmekten kurtulurdum belki o zaman...

Dedim çok mu istiyorum, ayıp mı ediyorum. Ablam cevap verdi: Allah akıl vermiş, kullan onu iste benden ya kulum demiş...

Öyleyse istiyorum. günü birinde kız/erkek farketmez çocuğum olursa Efe gibi olsun: gelsin kucağıma yatsın, kafasını yana devirip dinlesin beni, kızan ben olduğum halde yine ağlamak için gelsin benim omzuma yaslansın...

istiyorum: dost sandığım insanlar küçük hesaplar peşine düşüp kırmasınlar beni.

istiyorum: yeniden takdir edileyim.

ve işte tüm bu sebeplerden ve maalesef, kemiklerimin kırılacağını bilsem, sırf karşımdakinin canını yakmak için beraber bindiğimiz dalı keserim bundan sonra, eğer damarıma basmış ve beni üzüntüden bütün tüylerim diken diken olmuş da içime batıyormuş gibi hissettiriyorsa.

Dünya, içinde yaşadığımız bedenler, rolleri yüklenip oyunlar sergilediğimiz hayatlar; tüm bunlar o kadar garip ki; birbirimizi üzmeye değmez.

Batıya giden yol bile bir gün doğuya varacak.
*Nitin Sawhney

18 Ekim 2009 Pazar

aşk bu değil*

midem bulanıyor blog,

sıkıldıkça bulduğumu yiyip içmekten : pembe üzüm- tuzlufıstık - yeşil çay- fıstıklı çikolata- pavesi zeytinli- damak- haribo tropik- su-su ve su...
hani kusabilme yeteneğim olsa da yesem di mi? bile bile öyle bi refleksim olmadığını çöp öğütücü gibi doldurdum kendimi.

MiF'den aynı zamanda bu kadar nefret edip bu kadar çok seviyor olmam bir çelişki midir? p ise q, q ise p; yahut her ikisi birden midir? git-yap-öğren-gel sistemi hakimse yükseköğrenimde okumuyorum lan! gider evlenir çoluk çocuk yapar, hayır kurumları için kermes düzenler, tasarladığım takıları satar, senede bir de baayan arkadaşlarımla uzak doğu seyahatlerine giderim yani. ne lan bu böyle.

Ayrıca IEU bu lafım sana: yatarak top çekmek sanatından başka bişey vermemişsin bana, hani onu da tam versen içim yanmiyacaktı biliyon mu... tek üstün yanın dans klüplerinin muazzam olmasıdır, bi de bi kaç yolunu kaybetmiş iyi insanın sende buluşmuş olması... bir seizec, bir geowyns, bri yazkızım başka bi üniversitede buluşmuş olaydı şu an dünya nerelerde olurdu tahmin bile edemezsin. gel gör ki "kismet happens"...

*Birsen dinliyorum bugünlerde, stresime iyi geliyor.. bir de ne güzel diyor : "...sen, insanı öldürürsün sen..."

15 Ekim 2009 Perşembe

ain't no sunshine

selam blog,

biraz yakınicam sana. çok mu şart sebebi olması, canım nazlanmak istiyor. açıkca kötü giden bişi yok (dağlara taşlara, uçan da kuşlara, meaşallah :]) ama hep de iyi, süper ya da düper olamıyor tabi hayat.
bugün venture capital'ın ne olduğunu öğrendim. ne istediğimi bilmediğim hayatımda ne istemediğimi bilmek suretiyle üstünü çizdiğim bir satır daha oldu: pek bi mesudum. bence bu kötü değil, yani bilmiyorum suç mu!? öğreniyorum blogcum, daha n'olsun işte gelişiyorum, takdir etmen lazım ayıplaman değil...
bugün mba2'lerle tanıştım, aslında kafa insanlara benziyorlar, ölesiye gıcık olmaktan vazgeçtim. tanışalım kaynaşalım workshop'u düzenliycem kendi kendime, dağ başındaki yabaniye rolü çok sıkıcı, pek bayağı :D

sevgili okuyucularımdan özür diliyorum fekat,
şimdi bazı insanlar var(insan demek bile suç ama), onlara şunu demek istiyorum : defolun gidin hayatımdaaaan!! benim lan bu hayat! is-te-mi-yo-rum! mesaj da atmıyorum, maile cevap da vermiyorum, allaha havale ediyorum ben sizi, beter olun, defolun.

neyse; normal moda geri dönersek, bu muzlar niye sürekli yeşil?

bi de: genetikçiler var, bilgisayarcılar, polical science'cılar vee biz finanscılar: negzel yurttur ya burası, her telden her renkten dup diri dup :]

30 Eylül 2009 Çarşamba

"kismet happens"

kimse böyle güzel gülmüyor, neşemiz var ! kırmızı benekler gibi çoğalırlar :]

eylül'ün son haftasını alice hanım bayramı ilan ediyorum, maşallah de, nazar etme nolur, yeterince uslu dur şirinler gelir seni bulur :)

ne anlatiyim blog,

dün mantı yedim, bugün akşam yemeğini kaçırdım, hypothetically açım, ama aslında değilim.
bugün yeterince koşamadım, heartbeat şeysi çalışmıyordu kalbimi yormayayım dedim.

aaaa! ehliyetimi aldım blog! arabamı da beğendim, şöle biraz para kazanıp, toplu taşıma çilemi doldurduktan sonra alırım artık.
amaaa almayabilirm de çünkü NYa gidebilirm, çok kıymetli "50 günde bir var sonra hiç yok" mentörüm öle salık verdi, aklıma da yattı.

upcoming event:time of my life olabilir, öyle hissediyorum.

yani şöyle diyim anla : uyku mu? o da ne? kim ihtiyaç duyar ki uykuya?
hı-hı evet aynen öyle! :D

dear god,
sağlığımızı, huzurumuzu, sevdiklerimizi bize bırak, dünyadaki bütün nutellaları, cadburyleri, damakları alıp plütona hapsedebilirsin.

yeter ki dostlarsız olmasın hayat :)

içimde uyuzluğu bırakıp bazen yumuşayan ve sohbete dalan bir yön var ya, işte onu çok seviyorum :]

6 Ağustos 2009 Perşembe

benim hayalim senin hayalin.

ben paylaşmayı severim, ekmek kırıntısı teorisine inanırım: paylaştıkça çoğalır. hayaller de öyle, sahiplenen sayısı arttıkça büyür, yücelir, gerçeğe daha da yaklaşır. desteklenmek de güzel tabi ama paylaşmak bambaşka.

benim çok uzun soluklu bir hayalim vardı: kendimi bildiğim günden, lise 2'ye kadar: astronot olmak. bu hayalimin peşini rasyonel olmak adına bıraktım, nitekim boyum 1.80'i aşmış, gözlerim 0.50 de olsa bozuk çıkmıştı, astronot olamayacaktım...
uzun süre başka peşinden koşacak hayal edinmedim kendime. üniversite ya da bölüm için çalışmadım hiçbir zaman, hep elimden gelenin en iyisini yapabilmekti amacım, kararı sonuçlar gelince verecektim. erasmusa gitmek uzun uzadıya planladığım birşey değildi; o an bi yerlere gitmeye ihtiyacım vardı, gittim. tango öğrenmek hayalim değildi, aksine ben dans edemem, erkek gibi kızım isimli başka bir teorim vardı, zamanla çürüdü.

ama şimdi gerçekleşmesi için önümde kendimden daha büyük bir engel olmayan yeni bir hayalim var, hayatımın belki de en gerçek hayali...

bilen biliyor herşeyi ne için göze aldığımı.

ha bi de anneme ödetmem travmam son bulacak akbank hesap açacak azar azar taksitle ödenecek. yani son tahlilde sabancı yeni yuvam gibi gözükür. hayırlara vesile ola.

26 Temmuz 2009 Pazar

in synergy we trust

hayatımda tanrı olmasa sinerjiye inanırdım heralde. çünkü şuan annemin ayak parmakçığı kırık olduğu için bütün ev yatışta sayın seyirciler. yani ayıp yazık vs. di mi. kadın yatıyor bari kalk sen bişeylere el at. ama yok bütün ahali miskinlikte, yine bütün işler düşmüş nil kızın başına.

şöyle bir durum var, neymiş efenm sabancı 2. kez arayıp bursunu arttırdık esra nolur gel dediği için ben de çok istediğim için annem allem kallem vs. edip gönderecekmiş beni. yani ebeveynlik böle bişi galiba, kadın işi gücü bırakıp bütün sene bana çalışacakmış. düşünüyorum taşınıyorum bi türlü sevinemiyorum. çünkü içime sinmiyor. zaten okumak, üniversiteye gitmek, yurtdışına gitmek vs. bunların hepsi birer özgürleşme sürecinin parçalarıyken hoop en başa dön. annene fındık kadar çocukken -ki ben hiç fındık kadar olmadım hep eşek kadardım- açlıktan sütüne muhtaç olduğun kadar muhtaç ol. hayır kabul edemicem galiba.

yani benim etiketteki fiyata bile bakmayan alışveriş için dolaşmayı sevmeyip, bildiği kaliteli dükkanlardan beğendiğini alıp çıkan babam bugün elini calgonit'in olduğu rafa değil onun bir altına uzatıp kipa marka bulaşık tuz alıyorsa kusura bakma anne ben de gidip sabancı'da son model hayatımı senin biriktirdiğin parayla yaşayamam. yani bir eğitim buna değer mi, bu kadar eder mi, etmeli mi bilmiyorum. olursa tabiki güzel olur seneye bu zamanlar 23 yaşında MSc diplomalı bir türk kızı olurum ama, so what, ya sonra.

yok ben bu kadar gerilime gelemiycim, gider viyanada okurum. inan daha ucuza gelir...
varan'ın da dediği gibi: inidirim başka ucuzluk başka. benim hayatımın indirim dönemi bitti. artık bursum yok, ha var ama kullanıma müsait değil, tübitak onu alıp dürüp büküp.... anlarsın işte, onun için vermiş bana. artık ucuzluk dönemine geldim.

işte sevgili para, hayatımda böyle bir etkiye sahipsin şu sıralar. koskoca amerika boşuna senin üstüne basmıyor "in god we trust" diye, anlarsın ya ;|

yani bilmiyorum, şimdi otursam gmat çalışsam ya da toefl. değişir mi ki? ne değişir ya da. ah hayat bokum gibisin böcekli bok.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

MiF

emre günlerdir cem karaca dinleyip duruyor, "işçisin sen işçi kaal" diye diye... meğer dünya bana gelin anlaması kız söylemesi muhabbeti yapıyomuş da haberim yokmuş.

etin ne butun ne güzelim senin? sen ne biriktirdin ki gidip türkiyenin en güzel üniversitelerine başvuruyorsun? "kabul alacağına kuşku yoktu zaten" sözü sadece komik geliyor; vardı çünkü, adam sadece 16 kişi alıyor...

hayır efendim oturup bi sene evde tekrar sınavlara girip sonra bir daha başvurmak filan istemiyorum. nitekim kabul edildim, sadece bursumu kullanamıyorum, hayır bu daha da komiktir ki bursum var ama kullanamıyorum.

bunlar sinem'in demesiyle "deli saçmasından ibarettir". buradaki saçma o küçük metal bilyeler mi yoksa saçmalık mı o tartışılır ama benim açımdan gel blibli diyen köylü genç kızın elindeki buğdayları tavuklara atışındaki "saçma"dır.

yatağımı toplamadan kalkıyor, makyajımı silmeden yatıyorum... ve insanların anlamasını beklemiyorum, ne de olsa ben de o kadar iyi anlamıyorum, sadece kabul edelim olsun bitsin.

12 Temmuz 2009 Pazar

uzun aralar

en son kepten önce yazmışım. şimdi tarihe küçük notlar düşelim dee, bugünler tarihin tozlu devrelerine gömülüp gitmesin.

olaylar şöyle gelişti: 30 haziran günü uyandım alışverişe gittim geldim, biraz güneşlendim biraz yüzdüm sonra toparlanıp çıktım. saati 4 edene kadar ne çektim anlatamam :) sonra zaten çook hızlı geçti zaman o ayrı. cansu'dan derece öğrencilerinin ailesi için protokolde sınırsız yer ayrıldığını öğrenince bi sonraki mezuniyette ne yapip edip birinci olmayı kafaya koymuştum ki sahneden inip de babamları bıraktığım yerde bulamayınca vazgeçtim. hayır yani sevgili babacım, kaç mezuniyet gördün acaba? kardeşlerininkine mi gittin yeğenlerininkine mi torunlarınkine mi? yani bu sülelede ilk mezun benim afedersin. az daha oturup beklemeliydin bence. nitekim ne cüppemle ne diplomamla ne de ailemle bi fotoğrafım yok, tebrik ederim... aslında bu konudaki hassasiyetim geçti çoktan ama dedim ya unutmayalım diye not düşüyorum buraya.
sonra efenm ben kep atamadım, elimden düşüverdi çünkü :)

çeşme gündüz tekneyle koyları gezmek, kumlu denizde yüzmek, gece de ılıca'da yemek yiyip ayayorgide club'a gitmek için süper ama ben alaçatı'nın o bembeyaz dar sokağında nemli saçları, hafif yanık tenleri, mis kokan parfümleriyle salınan insanların arasında aheste aheste dolaşmaktan daha mutlu olduğumu söylemeliyim. birgün alaçatı geceleri için döneceğim.

bu arda o kadar çok yolculuk ettim ki, yol kusmak üzereyim artık, en son istanbuldan da döndüğüm de 3 günü tek gün sanarak yaşadım, o derece.

sabancıyı çok sevdim, hocaların cv'lerine bakınca ağzı açık kalıyor insanın hele o kadar alçakgönüllü ve samimi karşılandıktan sonra...

ey gmat, hayatımda hiçbirşey karşıma senin kadar çok "ama" olarak çıkmadı. diğer herşey "ok" bi sen "ama". benden de sana bir "ama" gelsin öleyse:
"sen beni bu kadar üzdün ama, sooner or later you'll pay back..."

biraz da geyik: tarot destesi aldım kendime efenm. bi o'num eksik kalmıştı şimdi tamam oldu, iyi de bakıyorum ha tutuyo açtığım kartlar ona göre :]

son olarak... bundan sonra birilerini sevmeye vaktim olacağını sanmıyorum....

hoşçakal.