dream etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dream etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2010 Perşembe

saçlarımı özlüyorum

uzun saçlarımı özlüyorum. artık tarayamadığım ve onlardan kurtulmam gerektiği gerçeği onları karış karış kestirdiğim için boğazımın düğümlendiği gerçeğini değiştirmiyor.

comfort zone, big dreams, malta, jobs to live, gece rahat uyumak, ozlemek, zeytinyagli fasulye ve bitmeyen submitler.

7 Haziran 2010 Pazartesi

mutfaktaki çiçekler, yollar ve yağmur

*sezenin bir "izmir" deyişi var ki, ahh... sanki izmir değil benim ciğerim yanıyor. sanki günlerdir yağmur yağıyor, bitmek bilmeyen bir yağmur, ardı gözükmeyen kara bulutlar...

* ben diğer köşedeki cafede otururken delice refüjü hiçe sayıp karşı şeride geçen ambulanslar bu istanbulun şöförlerinin her türlüsü manyak dedirtmişti, hep geçtiğim o köşede doğal gaz patlamış meğerse bu sefer ben geçmeden yarım saat önce.

*bu aralar kanatları düşünüyorum: hangisi kimin?

* rüyada yaşamak farklı bir his bu öyle bile değil, sanırım uyuşturucu bağımlısı hayatı bu, tamamen farklı bir boyuttaki gerçeklik.

20 Nisan 2010 Salı

anlatacaklarım

Şu an öyle başım ağrıyor ki, bi anda saplandı ağrı ve yavaş yavaş dağılıyor, hani beyin kanaması filan geçiriyorsam anlatacam diyip de anlatmadan gitmiş olmayayım diye yazıyorum bilog :)

Eğer iş, hayat tarzın oluyorsa biryerden sonra, ve bütün vaktini alıyorsa, en azından hayatının aşkıyla karşılaşmana müsade edecek ve onu yaşatacak kadar esnek olmalı diye düşünüyorum. evet manyağım.

Bi heves aldığım siyah takımlarım bi yerden sonra ruhumu feci boğuyor ve pembeli alice hanımı özüm özüm özlüyorum, gözüm artık neon sarılara, fıstık yeşillere, saten pembelere gidiyor direkt.

Diş doktoruna gitmek o kadar sıradan bi hâl oldu ki benim için bazen saat kaçta gidecektim o hafta onu bile unutuyorum. Ama Belizin bana küçük kardeş muamelesi yapmasını, babasının beni sarılıp öpmesini çok seviyorum artık ve hiç hayıflanmıyorum.

İzmire taşınıp settle olma fikrim bugünkü 45 dakikalık koşum sonrası tekrar birgüzel değişmiştir. Dövmesini yaptıracak kadar içime sindirememiş olsam bile hayat "never settle" düzeni üzerine kurulmalıdır benim için. Ha, şu an öyle mi? maalesef hayır.

Okan'a gittim biloog! Hani bilen bilir (yani bi tek kendim) ben hastasıyımdır okanın, bana çok kafa, çokk beraber çalışılası gelir; ekibine ve üçköşe masasının üzerindeki her sene değişen bilimum garip objeye bayılırım.

Son bi kaç senedir, hatta ilkokulda mcdonaldsda doğum günü partisi verdiğimden beri, doğumgünlerimi kutlamaktan kaçınıyorum galiba, nasıl anlatsam, beklentiye girmek istemiyorum, insanların hatırlamaması ihtimali pek de çekici gelmiyor... dün ofistekilerin doğumgünü kutlanınca bi içim buruldu tabi ama bugün gelen idefix paketi herşeyi kompanse etti, ne süpersiniz olm siz! word cloud yapmış olmanız ayrı bi çoşku kattı bana, üstünde takım elbise kucağında alice'in kitabı elinde bi kart postal ve kocaman bi sırıtışla ofiste dolaşmamın ne kadar acayip durduğunu anlatmıyorum bile :)

uykusuzluktan deli olucam bu arada, yatıyorum kalkıyorum, sanırsın ki hiç uyumadım.

1 Şubat 2010 Pazartesi

wish it's just pms

Çünkü böle dişlerim dökülene kadar gıcırtadasım var, 5 dkdan uzun düzgün konuşamıyoruz mif eşrafıyla nedense...

what-so-ever.

Görüşmeyeli turizm sektörüne şöyle bir geri dönüş yapıp geldim okula sevgili bilog, bu arada kampüs hâlâ boş, insan yok, yağmur çok, rüzgar çok, sıkılıyorum anliycaan.

Son güne bırakmicam, hemen çalışıp yapayım diyorum ama delirmek üzereyim. dersi dinleyip, notumu alıp üzerine, gelip kitabı hatmedip, not çıkarmış olmama rağmen soruları çözemiyorum. Hayır ben değilim diğerleri gerizekalı, niye kimse bu şöylemi diye sorduğumda bi cevap ver(e)miyor ki??

sevmeye sevmeye, hırs uğruna herşey bi yere kadar tabi.

Babamı düşündüm bugün yine, yıllarca çalmaktan yorulan ve sinirleri yıpranan ellerini, 20 küsür senelik yaşamışlığımın borçluluğunu, daha da bi sinir oldum. Ama bunların hepsi gerçek değil, bir çoğu applied case study... örnek olsun, daha geniş bakış açısı kazandırsın diye.

çok güzel şeyler konuştuk bugün "bebito"yla umarım unutmayız bütün bunları...

ve oteller: bir harika.

bir de staj bulmam lazım, staj bulmam lazım, staj bulmam lazım...

8 Ocak 2010 Cuma

upgraded lifes

içinde yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi duran ama dönüp bakınca "ay ne ara geçti" dediğim bir final haftası daha geride kaldı. bu zaman zarfında gün mahfumumu kaybettiğim için haliyle blog filan da yazamadım. ama bu süreçten tahmin ettiğim kadar çok nefret etmedim, sabah 3de gidip kaşarlı tost arasına mısır marul koydurmak, ya da bir kutu limonatayla adana dürüm yemek belli bir yaştan sonra pek de ilgi çekici olacak şeyler değildir heralde :) Bu hafta o kadar çok güzel yemek yedim ki konu hakkında geniiş bir yazıyı live to eat'e göndermeyi planlıyorum. gerçi o hep unutulmuş, hep üvey evlat.. ama yeri ayrı gönüllerde :)

dün telefondaki n'aber sorusuna hiç düşünmeden"büyük hayalimi yaşıyorum" diye cevap verdim. e nitekim her öğrencinin büyük bir hayali olmalı, benimkisi de, sınavdan sonra eve gidip koltuğa yayılıp tv izlemek.

öyle yorgundum ki, dik konuma getirilip kemerleri bağlanmış exit cam kenarı'mda saniyesinde uyuyakaldım. masada oturup bi kaç lokma yedikten sonra annemin yüzüne bakıp "ee şimdi ne çalışacağız" dediğimi hatırlıyorum; kesinlikle sınav döneminde çok çalışmaktan değil tabii, uykusuzluktan.

malum ben ne zaman yola gitsem, yoldan gelsem emotional jet-lag yaşar; hissedecek, yazıp söyleyecek çok söz bulurum. bu seferki hissim sıçtım mavisini görmekle ilgiliydi. sanırım benim sıçtım mavisi tonum sabancı diplomamdaki olacak çünkü bundan sonraki hayatımın bu kadar f.king fancy olabileceğini düşünmüyorum. öğrenciliğin neden bu kadar güzel olduğu konusundaki felsefik girişimim devam edecek... :)

ya yazık günah değil mi, insan 2 sene üstüste son sınıf psikolojisi mi yaşar? ev hayatının sürekliliği fikri beni o kadar boğuyor ki anlatamam. evler misafir olmak için çok güzel yerler ama yaşamak fikri... bilemiyorum, çok düşündürücü.

*bu arada MR çektirmek de o kadar korkunç bişi değilmiş. ayrıca ortam çok sıcak, sadece biraz baş ağrıyıyor; that's all.
*annem dün yemekte ne konuştuğumu anlamadı, ben mi duymuyorum yoksa sen mi çok yorgunsun dedi, bozulan türkçemi tescilledi.
*kardeşimle 3 bölüm heroes patlatmışız üstüste tadından yenmiyor.
*haftasonu bir an için, öğrenci olmayıp 5 gün aynı yolu işe doğru gidip eve doğru gelenleri kıskandım.evet ben.
*sabihagökçen'den van'a direk uçuş varmış, gitsek mi ne?
*stajımı ayarlamam lazım bilogcum. aranık mart stajı diye ilan mı versem :))
*emanuel'in ünlü geburtstag get together'ı vardı bugün. bana tabii ki yine davetiye yolladı. seneye gitsem iyi olur nitekim o da taşınabilir viyanadan.

*istanbula kar yağdı demiş miydim?

6 Aralık 2009 Pazar

time of my life

hey hey :D

neresinden başliyim bilog,

çok mutluyum böyle güzel bir haftasonu olamaz heralde :) yani insan var, insan var...

ve istanbulu çok sevmeye başladım, gece bu şehir ayrı bi güzel.

sisley elbisem, gri kelebekler, nw-pumps, balkon, fındık-votka, cities, sunseekers, curls on heads, bursa kumaşlarım!, sezar ile kleopatra, kanka, sigara yanığı, tuz-limon-tekila, londra, gel tezkere, mavi polar, bülbül suyu, niye uzun bu ya, porselenzeytin, bambi, keys, sinek ilacı aromalı, bir shuttle'ı, sakız shot, a hug, corporate life, otto...

lily allen - the fear

7 Eylül 2009 Pazartesi

kırık şampanya

uykuyla uyanıklık arasında geçirdiğim o vakitlerden olsa gerek son zamanlarda çok sık rüya görüyorum. tabii ki nisandakiler kadar korkunç olamaz ama rüyalarımdan etkilenip gerçek hayatta hislerimin farklılaşması bi hayli enteresan...