sınavımın kötü geçmesi ile sormak isteyip de soramadığım sorulardan mütevellit böyle bir yazı yazmak istedi canım.
oldum olası, "bunları daha önce gördünüz onun için geçiyorum, ama bildiğinizi farzederek de üstüne bi miktar bilgi ekliyorum" tavrından nefret etmişimdir.bir işletmeci olarak bilgisayardan yandal yaptığım günlerde sık sık karşılaştığım bu durum, şimdi de karşıma benim bildiğim ama "peer"larımın bilmeyebileceği konularda çıkıyor. yine de gıcık oluyorum.
sınavımın kötü geçmesine geliince... ben anladığımı düşünüyordum konuları ama demek yeterince anlayamamışım... böyle olunca çok moralim bozuluyor.
özeleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özeleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Eylül 2009 Çarşamba
23 Mart 2009 Pazartesi
kalan 10 günde bunu başarabilir misin sence?
merhaba sevgili neşe küpüm,
korkma bugün aşık kız triplerinde yazmicam sana, nitekim gerçek hayatın o denli pençesindeyim ki yazamıycam. zaman bazen o kadar baskıcı ve acımasız oluyor ki, sarıp sıkıp canımı acıtıyor, sonra da hiçbirşey olmamış gibi hafifleyiveriyor birden, sanki dalga geçer gibi, neden o kadar strese girdin ki der gibi. sonunda oldu da bitti maaşallah, hatta boş boş oturacak vaktim bile kaldı bu akşam bi dünya, blog filan okuyup resmini beğendiğim eyaletlerden kendime üniversite bile baktım di mi, öle işte.
konuşurken tek dil kullanmakta bariz bir problemim olduğunu farkettim, evet ben de türkçeyi katledenlerdenim. ingilizceyi kullanmak ya da ispanyolcayı/ almancayı aslında sanal gerçeklik psikolojisi yaratıyor galiba bazen. nasıl ki internette gerçek hayatta dile getirmeyeceğin şeyleri bağıra bağıra yazma cesaretini buluyorsan, konuşurken araya kattığın diğer dillerle de bunu yapıyorsun galiba.. "herşey çok güzel de biraz put-on-weight durumu var sende" demek, "yahu sen kilo almışsın işte" demekten daha hafifletici gibi sanki.
şimdi dön bak arşive kim bilir kaç tane lisansüstü eğitim hayali paylaşmışım seninle, ama sor bakalım kaç yere başvurdun diye, tabiki koca bir sıfır tane! dersleri kategorize etti tunca bugün marketing'i çok seviyorum ama ben öyle vıdı vıdı konuşamam, az laf çok işlik dallar daha bana göre: mis, om, logistics gibi dedi, beni de derin düşüncelere sevk etti. ben o dersleri çok iyi anlarım, pek de güzel yaparım ama hiç sevmem, bu durumda "çok laf az iş"cimiyim ben?
özgün'ün doğumgünü, kutladığım en güzel, en spontane günlerden biri oldu, herşey bir gaza getirme-gelme zinciri olarak vuku buldu, çok da iyi oldu.
geçen sene bu zamanlar ne yapıordum bilior musun? bilmesen de olur, çünkü şu an benim umurumda bile değil.
iyi geceler.
2 Mart 2009 Pazartesi
bu teomanın yağmurudur
dış seni içi beni yakar tarzı bir yazı, ya da kısacası: yok başlıkla bir alakası :)
o kadar hızlı geçti ki zaman hafta demeye dilim varmıyor, sanki daha da uzun birşeydi bu, haftadan daha öteydi. hayatımda irili ufaklı birkaç şey değişti, kfc'den nefret ettim ve bütün bilimum kızarmış etli şeyden, yollardan nefret ettim ve chp'den, sonra akp'ye oy veren/verecek insanlara kızmayı bıraktım, verin anasını satayım. içime gelen dinginlik, ne gerek var ya gitme kal buralarda hissim bu trafik, bu insanlar tarafından alınıııp götürüldü. gitmek istiyorum terketmek istiyorum bu ülkeyi ve diğerlerini bütün çarpıklıklarıyla başbaşa bırakmak geride.
alışverişe gitmekten, alışveriş merkezlerinden officially nefret ettim, ilk defa kardeşime, babama ve diğer erkeklere hak verdim, eski nevresim takımımın aynısını almak için 2 saat yol katedip ikea'ya gittim ve elimde sadece beyaz bir çarşafla geri geldim.
aslında daha bi çok şeye kızdım, speedo'ya, forumda son ses düpdıduru blues çalan zihniyete, sonra hatırlıyorum da bir ara oturup ağlamak istedim neden bu kadar uzunum diye, genlerime kızdım, içtiğim onca süte... çok uzunum be günlük, hiçbişi olmuyo bana, dansta partner olmuyo, mayoda beden olmuyo bedeni olan kısa geliyo, boyu olan bol kalıyo filan, walla aşırı uzunum günlük, bakıyorum metroda milletin tepesinin açıldığını filan görebiliyorum ayakta dururlarken bile, sonra da 3.tekil kişiler kızıyor bana o bize tepeden bakıyor diye, ne yapayım doğam böyle...
kendime not: toplu taşıması çok gelişmiş bir şehirde yaşa, özellikle raylı sistem ağı geniş ve gelişmiş olsun, böylece sen kullanmasan bile şehrinde trafik sıkıntısı yaşanmaz.
kendime not 2: bi toprak parçan olsun, hiç olmadı toplar plı pırtı gider orda kendini toprağa vurusun, yetiştirdiğin hormonsuz domates, bostan patlıcanla avunursun.
içerikler:
öfke,
özeleştiri,
todo
24 Şubat 2009 Salı
tanrım beni baştan yarat
mümkünse bu hayatım bitince bi de erkek olarak gelmek istiyorum dünyaya, erkek gözünden görmek istiyorum dünyayı, futbol oynayıp gol atıp yumruklarım havada dizlerimin üstünde kaymak istiyorum çim sahada,buz hokeyi oynamak istiyorum kemiklerim kırılır mı diye korkmadan, aptal geyik küfürlü muhabbetlerden zevk almak istiyorum, merak ediyorum nedir bütün bunlar; brotherhood olayını çözmek istiyorum, cidden.
bizim cinsimizi görmek istiyorum erkek gözünden, annemi görmek istiyorum erkek çocuğu olarak acaba sadece cinsiyetimden dolayı daha az sever miyim annemi diye merak ediyorum, ve de babamı merak ediyorum acaba bir erkek olarak kıskanacak mıyım onu.
kız kardeşim olsun istiyorum, ona cool bi abi olmak, kıskanan, kızan kısıtlayan ürkütenden ziyade, havası atılan bi abi olmak, hemen her derdinde omzuma koşup ağlasın teselli bulsun güldüreyim istiorum o küçük kız kardeşimi.
işte böyle sevgili günlük,
bütün bunları isterken biryandan da ders programımı optimize ediyorum: saat kayıplarını en aza indirip, olabilecek en iyi hocalardan ders almaya çalışıyorum, ee kolay değil, on-bir-ders!
kendime not: baştan gözünü korkutan herşey geçtiğinde o kadarda kötü değilmiş dedin ve başardın. kendini strese sokmaktan vazgeç. ve hiçbirşey aslında gözünde büyüttüğün kadar değil, maaşallahın var ışın mikroskobu gibisin.
geçen sene bu sıralar stephansdom'a bakıp woaa demekle meşguldüm, bugünse bal-kaymak yiyip, gülmekten karnımı ağrıtmakla,oh bea iyiki geldin tunca!
içerikler:
friends,
hayal,
özeleştiri,
pms
15 Ocak 2009 Perşembe
Hedonik bişi'lerim: duşum, param, kremim
dün akşam duş aldım sevgili günlük, en az yarım saat kaynara yakın suyun altında yıkandım, oyalandım, 'this is not a love song'u jazzdan arabeske bi çok formatta söyledim. allahm nasıl bir mutluluktu o öyle, evet o kadar yoğundum ki itiraf ediyorum 3 gündür yıkanamıyordum. sonra çıktım tarandım, kremlendim, baştan aşağa kendimle ilgilendim bi güzel.. farkettim ki bu kremlenme olayı çok hedonik bişi, mest oluyor insan... artık her duşun sonunda bütün vücudum sıcaktan pespembe olunca açıyorum buz gibi soğuk suyu sonuna kadar, ohh bi güzel irkiliyorum, keyifleniyorum.
beni sıcak tutan bütün paralarımı götürdüm bankaya yatırdım bugün, sadece üç tane 5lik banknot kaldı cüzdanımda, kendimi bi garip hissediyorum sanki ekranda gözüken rakamlar benim paralarım değilmiş de çulsuz kalmışım gibi hissettim, evet burdan da anlıyoruz ki para araç olmaktan sıkılıp amaç olmaya başlamış hayatımda. ama gelmicem ben bu oyuna, atlaticam en kısa zamanda..
bu akşam sadece sosyal amaçlarla yemek yedim, sadece arkadaşlarımla hoşça vakit geçirmiş olmak için, sonra bissürü aburcubur aldım geldim; deneyelim hadi, tadına bakicam, vs ayağına bi yığında onlardan yedim sonra baktım aynaya sanki sağlıklı beslenirken daha çok kilo alıodum da şimdi böle sağlıksız yedikçe forma giriyodm gibi hissettim.
evet sevgili günlük farkettim pek de matah bişi olmadı bu seferki dediklerim, ama çok yorgunum bi kaç gündür ve sebebini de buldum, kendi kulağımı çektim, tüketmek yoruyor beni, hele ki hızımı alamayıp kendi kendimi tüketmek genç öldürür beni; ondandır ki, bi süre az kazanıp, az çalışıp, az harcamaya çalışacağım.. tabi kim bilir ne kadar başarılı olacağım...
bu arada acaba hiç tahmin ediyor mudur hayatımı ne kadar etkilediğinin, verdiğim bi çok kararın altında yatan sebep olduğundan, ben bile bunun bilincinde olmadan. Ve acaba kimler var bu dünyada hiç farkında olmadan hayal edemiyeceğim kadar hayatlarını değiştirip yönlendirdiğim..eğer şimdi mutsuzsanız beni affedin...
içerikler:
çaba,
müzik,
özeleştiri,
todo,
yemek
12 Ocak 2009 Pazartesi
slow the life, you can't beat the time
bir an için kendimi hayal ettim çimlere uzanmış ve sadece bulutları izlerken, onlar öylesine yumuşacık zamandan bağımsız, dertsiz ve tasasız, sonsuzlukta kayıp giderken..ve inanılmaz mutlu oldum. yine bir ödevin en iyisini yapma saplantımın esiri olup ads concept projesi için olayı taa slow life movement'a kadar getirdiğimden dolayı uğraşıp dururken saat 2 olmuş, yeterli bir proje çoktan bitmiş olabilecekken en iyisini yapmaya çalışacağım projeye daha hiç başlamamışım... ama fena da olmadı; aslında multi-tasking'liğin kanıtlanana kadar kusurlu bir hipotez olduğunu okudum ve kendimi düşündüm, mutlu muydum bu kadar multi-tasking olmaktan? galiba şu bulutları hayal ederken olduğum kadar asla...
unsupervised categorization; herzaman pek de doğru çalışmazmış,"each person is an exception to the rule"muş .
murat da klimt hayranıymış, resmen evren etrafımda dönüyo gibi hissettirdi bu klimt olayı beni, ileride tüm parçalar yerine oturduğunda(puzzle misali) umarım herşey daha net ve anlamlı olur.
yediğim pizza iğrençti, yarın besin zehirlenmesi geçirirsem kesin o sosislerden, nitekim karnım gurulduyor.
tunca viyanalı oldu, evet kıskandım, içim buruldu, konuşurken nevresimlerimi getir gelirken dedim yeri yokmuş; bir an ağlamak istedim. onlar; bu kadar mı özeldi benim için..yani aynısı türkiye de de satılıyor di mi, ama ben onlarda yatmadım ki... garip bir his anlatılamaz değil ama anlatmak istemiyorum.
bugünün favorisi erotic lounge:sensual passion volume1(soft&lazy) albümü oldu. dinlediğim ilk şarkı da lazy sunday afternoon'du. sanırım kaderim beni slow lifestyle sahibi yapmak için çabalıyor.
3 gündür makyaj yapmıyorum, club'a bile kot-tshirt, spor ayakkabıyla gittim, saçlarımı özellikle duştan çıktığım gibi bıraktım fönlemedim taramadım, ama gayet mutluydum ve kendimi de bir o kadar güzel buldum...yok yok hakkaten bi haller var bende.
baraj yürüşü, pazar sabahı huzurumla tam bir uyum içindeydi, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın her bir toprağı, doğasının en ufak parçası ne kadar da eşsiz aslında.
mediacat'de gördüm asla yalnız yeme demiş kitabın kapağı.. düşündüm hak verdim.
veee artık bir xenium x800 sahibiyim, çok özümsedim onu hemen benimsedim, kutusunu açarken ellerim titredi, inanılmaz heyecanladım aynı ibm'im gibi...geçenlerde ibm'den bahsederken 'biri' aman ya arabamı sanki altı üstü pc dedi ve beni ne kadar anlamadığını anladım. evet benim için bir R51, bir X800 bir arabadan daha değerli; onlar "benim" emeğim, alınterim, anılarım, yol arkadaşım, herşeyim (bkz: consumer behavior, extended-self)
8 Ocak 2009 Perşembe
12den 2ye bu ne biçim kahvaltı böyle :)
sevgili günlük,
dün hiç okula gidesim, ders yapasım yoktu mâlum,akşamki dersimi bile perşembeye atmıştım.
nitekim gelip bi miktar annemi arayıp ya keşke yanınızda olsaydım, gerine gerine yatsaydım, hazır bi kahvaltı yapsaydım diye zırladıktan sonra telefona babamın el koyması üzerine onun sohbetine müdahil oldum (o ne demekse artık:)git bi kahvaltı yap en güzelinden dedikten sonra, kendisi amerikalı (yılmaz) amcamı arayıp onla konuşmamı salık verdi. haksızda sayılmaz bilaire bu konuya eğileceğim.
e peki en büyük vasfı iyi bir öğrenci olmak olan biri olarak (çok komplike evet) ne mi yaptım: attım çantama gmat kitabımı taktım koluma, tinimimi adımlarla tuttum krunch'ın yolunu...tam da tahmin ettiğim gibi henüz boş ve güzeldi. i love turkey kahvaltısı ısmarladım bir adet, açtım gmat kitabımı hem yedim hem çalıştım.
ondan önce biraz da piyasa araştırması yapmıştım apple,tcell ve teknosa'da şusıralar başgösteren elektronik açlığımı gidermek için. nitekim kendime de bir adet philips xenium800 touch +4gb microSD aldım. bir taşla 2 kuş yeni bir telefonum ve 4 gb'lık mp3 playerım var artık ::a tabi ups ne zaman getirirse:) heyecanla bekliyoruz :)
o tinimini adımlarımı atarken, mağazada hertürlü elektroniğin özelliğini sorup delice bilgi toplarken aslında aklımın büyük bir bölümü özeleştirimi yapmakla meşguldü. çok ukela, kendini fazla mı beğenmiş biriydim acaba? aslında genelde dozunda bırakmayı başarabilen biri olsamda bazen, özellikle bazı kişilere karşı nedense çok aşırı kaçtığımı düşündüm; sonra hayran olduğum insanları düşündüm, evet onlar da akranlarına, içinde bulundukları ortamlara kıyasla çok yüksek özelliklere sahip, hepsi de donanımlı insanlardı ama benm hayranlığım nerden geliyordu peki?tekrar düşününce bildiğim ve aklımın kıvrımlarında kaybettiğim gerçeği tekrar buldum. ben onların alçakgönüllülüklerine, bu kadar üstünken bu kadar mütevazi olabilmelerine hayrandım; e hâl böyleyken benim kendime hayran olmam olanaksızdı çünkü son günlerde aşırı kendini beğenmiş, snob, burnu havada yerçekiminden bağımsız bir moddaydım hani küçük dağları ben yarattım, büyükleri de babamındı onları da satın aldım modu.
Eğer bunu başarabilirsem, daha az kendini beğenmiş olabilirsem (hayran olduğum insanlar kadar mütevazi olmak çok ultimate bi hedef şimdilik) bunu da altın madalyalık başarılarım listesine ekliyeceğim.
i'll be so high, i'll be flying..
içerikler:
özeleştiri,
todo,
yemek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
