welcome to istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
welcome to istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2010 Perşembe

saçlarımı özlüyorum

uzun saçlarımı özlüyorum. artık tarayamadığım ve onlardan kurtulmam gerektiği gerçeği onları karış karış kestirdiğim için boğazımın düğümlendiği gerçeğini değiştirmiyor.

comfort zone, big dreams, malta, jobs to live, gece rahat uyumak, ozlemek, zeytinyagli fasulye ve bitmeyen submitler.

10 Şubat 2010 Çarşamba

büyümek vakti gelmiş ve geçiyordu

ama havva! o elmayı ısırmayacaktın...

Nerden başladık ki taviz vermeye?
Hangi yol ayrımıydı o, ışıksız gecede tabelasını kaçırıp da son çıkıştan çıkamadığımız?

ben bu değildim...

Bu olmayacaktım,"hikaye bunlar!" hep değil mi? Daha buraya gelirken ilk günden başlamıştı "corruption" belki de, "souls for sale for finance" sadece mazeretiydi kimbilir.

bir zamanlar inanmıştım oysa ki...

Artık sevilmeyi hakettiğime inanmıyorum, arkadaşlığım öyle çok da "paha"lı birşey olmasa gerek. likiditesi yüksektir heralde, heran bozdurulup harcanabilir.

Gel gör ki kin de tutamam ben, öfkelenirim en çok, o da geçer gider.İki gün sonra durur yine gülümserim insanların yüzüne.

gözlerin bu kadar mı iki hüzün, ellerin istanbul bugün...

Siyah elbiselerimi kabuğum sanırdım hep, "shell" değil "peel" miş o kabuğumun meğerse.

"Güven kazanılmaz, ancak kaybedilir" diye düşünmek sonumu getirecek belki de. Herkese dağıttığım o güveni sevdiklerimden kazanmam gereken rezervden harcadım heralde.

İnan ne yapmam geretiğini bilmiyorum. Doğru ve yanlış, olması gereken ve olmaması gereken ne hiçbir fikrim yok.

dönmek ne mümkün...

Sadece dost kaybetmek artık dayanamayacağım bir yük.

1 Şubat 2010 Pazartesi

wish it's just pms

Çünkü böle dişlerim dökülene kadar gıcırtadasım var, 5 dkdan uzun düzgün konuşamıyoruz mif eşrafıyla nedense...

what-so-ever.

Görüşmeyeli turizm sektörüne şöyle bir geri dönüş yapıp geldim okula sevgili bilog, bu arada kampüs hâlâ boş, insan yok, yağmur çok, rüzgar çok, sıkılıyorum anliycaan.

Son güne bırakmicam, hemen çalışıp yapayım diyorum ama delirmek üzereyim. dersi dinleyip, notumu alıp üzerine, gelip kitabı hatmedip, not çıkarmış olmama rağmen soruları çözemiyorum. Hayır ben değilim diğerleri gerizekalı, niye kimse bu şöylemi diye sorduğumda bi cevap ver(e)miyor ki??

sevmeye sevmeye, hırs uğruna herşey bi yere kadar tabi.

Babamı düşündüm bugün yine, yıllarca çalmaktan yorulan ve sinirleri yıpranan ellerini, 20 küsür senelik yaşamışlığımın borçluluğunu, daha da bi sinir oldum. Ama bunların hepsi gerçek değil, bir çoğu applied case study... örnek olsun, daha geniş bakış açısı kazandırsın diye.

çok güzel şeyler konuştuk bugün "bebito"yla umarım unutmayız bütün bunları...

ve oteller: bir harika.

bir de staj bulmam lazım, staj bulmam lazım, staj bulmam lazım...

30 Kasım 2009 Pazartesi

rest is still unwritten*

efsane yazmaya, yeni bölümler çekmeye ya da eğitilip öğrenmeye değil,

mutlu günlerimin bedelini ödemeye gidiyorum.

gerisi daha yazılmadı, ben bunun da acısını çıkarmanın bi yolunu bulurum ne de olsa, gözyaşlarımın nemi başlar bi yerden çürütmeye.

tek güzel yanı uçmak a.*. dönüş yolunun.

bu kadar.
*natasha bedingfield

18 Kasım 2009 Çarşamba

lise

tiksindire tiksindire öğretiyorsunuz ya şu teoriyi, yazıklar olsun size. bi investment bank risk manager'ı kadar heves uyandıramadınız içimde. o anlattıkça benim bütün kitapları, bütün paper'ları okuyup yalayıp yutasım geldi, sonra noldu? fakültenin karanlık kapısından, yurdun puslu yokuşuna çıkan yolda, hava gazına dönüştü, uçup gitti bütün hevesim.
ha sanma ki öğrenmiyeceğim ben bunları, hem de cinciğine kadar. Hem marjinal fayda azalarak artan bir eğime sahiptir, onların bir koyduğu birken ben bir koyduğum bin ediyor hergün. onlar o lise bebesi zihniyetleriyle, okunacak paperları, yapılcak sunumları, yazılcak raporları unutup günü kurtarmaya çalışadursunlar bakalım. bugün susuyorsam bi kereliğine hatır gönül saydığım içindir. bundan sonra babam gelse tanımam.
siz bi yatırım grubu kurmak için bile lafı 30 kez gevip ağzınızda, kaypaklığın dibine vuruyorsanız, gerekirse sizinle beraber kendimin de oturduğu dalı kesmekten hiç çekinmem.

böyle biline.

7 Kasım 2009 Cumartesi

damalı bayrak

istanbuldan mıdır, sabancıdan mıdır bilemedim; insanlar süreli bir "-mazsın" sendromunda. daha önce hiç bu kadar istikrarlı bir şekilde birbirini demotive eden bir toplumun parçası olmamıştım. burda herkes birbirinin cam tavanı olma uğraşında, kimse kendi derdinde değil esasında. rekabet desen değil, çünkü rekabet olsa bunu adı bir çıta olur ve gün be gün yükselir. olayı bir adım öteye götürmektense diğerlerini böl kalanları kendin yönet politikası bu.

mutluluk, keyif alarak, eğlenerek öğrenmek ne zamandan beri yanlış oldu? kabul "no pain no gain" ama her güzel şey için illaha da acı ile mi ödeme yapmak gerekir, birşeyi haketmenin tek oluru yeterince acı çekmek midir?

26 Ekim 2009 Pazartesi

based upon

küçük beyoğlu'nun insanlarını, günümün içindeki bütün "o" insanlardan daha "sincere" buluyorum. ele güne karşı yapayalnız böyle de olmaaz ki: şap-şap-şap derken, kimsenin eğlenmekten başka bir amacı yok, kimse yanımdaki şarkıyı daha yüksek sesle söyledi ben de daha kuvvetli alkışlayayım bâri derdinde değil, herkes kahkaha atıyor çünkü hepsinin içinden geliyor... life is life derken sanki hakkaten çözmüş hayatın anlamını, ve efes başka hiçbir yerde bu kadar güzel tad vermiyor.

bu dünyada bu kadar büyük kitleleri biraraya getirebilecek şey ne din, ne spor; olsa olsa müzik. bkz:U2

konuşan çok, icraat yok. sıkıyorsunuz hani yani, yemiyorsa girmeyin bu işlere kardeşim...

it's play time!