uzun saçlarımı özlüyorum. artık tarayamadığım ve onlardan kurtulmam gerektiği gerçeği onları karış karış kestirdiğim için boğazımın düğümlendiği gerçeğini değiştirmiyor.
comfort zone, big dreams, malta, jobs to live, gece rahat uyumak, ozlemek, zeytinyagli fasulye ve bitmeyen submitler.
todo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
todo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Haziran 2010 Perşembe
saçlarımı özlüyorum
içerikler:
corporate life,
dream,
friends,
hüzün,
neverland,
postgrad,
sabanci,
tatil,
todo,
welcome to istanbul
8 Ocak 2010 Cuma
upgraded lifes
içinde yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi duran ama dönüp bakınca "ay ne ara geçti" dediğim bir final haftası daha geride kaldı. bu zaman zarfında gün mahfumumu kaybettiğim için haliyle blog filan da yazamadım. ama bu süreçten tahmin ettiğim kadar çok nefret etmedim, sabah 3de gidip kaşarlı tost arasına mısır marul koydurmak, ya da bir kutu limonatayla adana dürüm yemek belli bir yaştan sonra pek de ilgi çekici olacak şeyler değildir heralde :) Bu hafta o kadar çok güzel yemek yedim ki konu hakkında geniiş bir yazıyı live to eat'e göndermeyi planlıyorum. gerçi o hep unutulmuş, hep üvey evlat.. ama yeri ayrı gönüllerde :)
dün telefondaki n'aber sorusuna hiç düşünmeden"büyük hayalimi yaşıyorum" diye cevap verdim. e nitekim her öğrencinin büyük bir hayali olmalı, benimkisi de, sınavdan sonra eve gidip koltuğa yayılıp tv izlemek.
öyle yorgundum ki, dik konuma getirilip kemerleri bağlanmış exit cam kenarı'mda saniyesinde uyuyakaldım. masada oturup bi kaç lokma yedikten sonra annemin yüzüne bakıp "ee şimdi ne çalışacağız" dediğimi hatırlıyorum; kesinlikle sınav döneminde çok çalışmaktan değil tabii, uykusuzluktan.
malum ben ne zaman yola gitsem, yoldan gelsem emotional jet-lag yaşar; hissedecek, yazıp söyleyecek çok söz bulurum. bu seferki hissim sıçtım mavisini görmekle ilgiliydi. sanırım benim sıçtım mavisi tonum sabancı diplomamdaki olacak çünkü bundan sonraki hayatımın bu kadar f.king fancy olabileceğini düşünmüyorum. öğrenciliğin neden bu kadar güzel olduğu konusundaki felsefik girişimim devam edecek... :)
ya yazık günah değil mi, insan 2 sene üstüste son sınıf psikolojisi mi yaşar? ev hayatının sürekliliği fikri beni o kadar boğuyor ki anlatamam. evler misafir olmak için çok güzel yerler ama yaşamak fikri... bilemiyorum, çok düşündürücü.
*bu arada MR çektirmek de o kadar korkunç bişi değilmiş. ayrıca ortam çok sıcak, sadece biraz baş ağrıyıyor; that's all.
*annem dün yemekte ne konuştuğumu anlamadı, ben mi duymuyorum yoksa sen mi çok yorgunsun dedi, bozulan türkçemi tescilledi.
*kardeşimle 3 bölüm heroes patlatmışız üstüste tadından yenmiyor.
*haftasonu bir an için, öğrenci olmayıp 5 gün aynı yolu işe doğru gidip eve doğru gelenleri kıskandım.evet ben.
*sabihagökçen'den van'a direk uçuş varmış, gitsek mi ne?
*stajımı ayarlamam lazım bilogcum. aranık mart stajı diye ilan mı versem :))
*emanuel'in ünlü geburtstag get together'ı vardı bugün. bana tabii ki yine davetiye yolladı. seneye gitsem iyi olur nitekim o da taşınabilir viyanadan.
*istanbula kar yağdı demiş miydim?
*annem dün yemekte ne konuştuğumu anlamadı, ben mi duymuyorum yoksa sen mi çok yorgunsun dedi, bozulan türkçemi tescilledi.
*kardeşimle 3 bölüm heroes patlatmışız üstüste tadından yenmiyor.
*haftasonu bir an için, öğrenci olmayıp 5 gün aynı yolu işe doğru gidip eve doğru gelenleri kıskandım.evet ben.
*sabihagökçen'den van'a direk uçuş varmış, gitsek mi ne?
*stajımı ayarlamam lazım bilogcum. aranık mart stajı diye ilan mı versem :))
*emanuel'in ünlü geburtstag get together'ı vardı bugün. bana tabii ki yine davetiye yolladı. seneye gitsem iyi olur nitekim o da taşınabilir viyanadan.
*istanbula kar yağdı demiş miydim?
29 Ağustos 2009 Cumartesi
the reason why
"bazen insan içinde bulunduğu zamanın sahte gerçekliğine kendini fazlaca kaptırıp resmin tümünü görmeyi unutuyor" diye ilk defa düşünmüyorum ama bu kadar kesin aydınlanma yaşayarak bu hissin içimde yükselmesi ikincidir. hayatta bazen, ama nadiren, büyük amaçlarla bir yola çıkılır. tüm o alakasız ufak tefek şeyler aslında bütünde o amaca hizmet eden önemli şeylerdir. hedef büyüdükçe uğraşacak ayrıntılar artar, yapılacak işler küçülür bazen, işler küçülüp basitleştikçe de hedefin zorluğu ve önemi akıllardan uçup gider.
ama tanrı vardır ve yarattığı kullarını sever; en azından beni çok sever, ben buna inanırım. ve bazen "reminder"lar gönderir. yoldan çıkana felaket, küçük hatalar yapana kendine dikkat et şeklinde.
bana da telefonlar gelir arada sırada, ne zaman ki elde ettiğim şey beni çok memnun eder, beklentilerimin üstüne çıkar, gözümü kamaştırır, ekranda yazan isim zihnimi bir anda aydınlatır. çünkü bazı şeyler bir amaç uğruna, küçük şeylere inattır.
ama tanrı vardır ve yarattığı kullarını sever; en azından beni çok sever, ben buna inanırım. ve bazen "reminder"lar gönderir. yoldan çıkana felaket, küçük hatalar yapana kendine dikkat et şeklinde.
bana da telefonlar gelir arada sırada, ne zaman ki elde ettiğim şey beni çok memnun eder, beklentilerimin üstüne çıkar, gözümü kamaştırır, ekranda yazan isim zihnimi bir anda aydınlatır. çünkü bazı şeyler bir amaç uğruna, küçük şeylere inattır.
1 Haziran 2009 Pazartesi
kız sus tut at, içine içine
yazasım varken zaman yoktu, zaman geldi buralara yazasım kaçtı gitti biyerlere. projeler için o kadar çok okuyup o kadar çok yazıp çizdim ki, neşeküpüne takatim kalmadı heralde :)
bir çağa yakışır bir final oluyor son günler, uykusuz hergece, koşuşturmaca stress vs. tam esralara lâyık haliyle :)
gitmeden, veda etmeden varsa sorup da öğrenmek, diyip de kurtulmak istediğin kelimeler aklının bir köşesini meskan tutan, sal gitsin dedim, dökülsün ortaya. susma ıssız gece gibi, tutma içinde; allahın bildiğini gerek yok kuldan saklamaya...
ama attın sen içine içine, söylene söylene kendine, sadece bir çift kelime döküldü, içine attıklarının tam aksine.
yazmayarak anlatıyorum bundan ötesini, aynen bazen susarak konuştuğum gibi.
herşey normal.
20 Mart 2009 Cuma
in an ordinary day, the extraordinary way
iki gündür bir durgunluk var üstümde, mutsuzluk değil ama öyle, ki bugün yediğim dev milka çikolata bile çözüm olmadı halime. gerçi sabah hoplaya zıplaya neşe kelebeği modunda kalktım o ayrı.
şimdi gel gelelim durgunluk altyapısı oluşturabilecek olası sebeplerime: tunca; şu okuldaki muhtemelen en değerli insan; andaç almayacakmış, efenm neymiş zaten görüşmek istedikleriyle görüştüğünde onlar hakkında ne hissettiğini yüzlerine söylermiş, bir de andaça yazıp 7aleme duyurmanın ne mânâsı varmış: bu biiir.
ikincisi; neymiş efenm ben hocaya yaranmak için öle demişmişim; çok pardon ama kimle karıştırıyorsunuz beni, ben mi hocaya yaranmaya çalışacak mışım? hangi sebeple acaba? sakın mezun olur olmaz başına kurulacağım, babamın bir şirketi olmadığı; tamamen kendi imkanlarımla, daha doğrusu alnımın teri, bileğimin hakkıyla söke söke okuduğum için olmasın?? mantıklı bulduğum, saygı duyduğum insanlardan böle bi tepkinin gelmesi en çok acıtan tarafıdır canımı. nasıl ki siz orada işinize gelen şeyi, düzeni değiştirmek pahasına savunuyorsanız, ben de gayet düzgün bulduğum düzeni korumak yönündeki yorumlarımı sesli bir şekilde ifade etme hakkına sahibim.
durgunluğumun bir başka sebebi yazılım sınıfımdaki çatlak gençlerin aralarında maç yapıp, yenilen tarafa aldırttıkları 7 kilo! baklavayı derse getirmeleri, bizim de burnumuzdan gelene kadar kutu kutu baklavaları yemiş olmamız, sonucunda da komaya girmiş olmamız olabilir, bilemiyorum :)
form'um 10 numaraymış korumam lazımmış, yüzme işi de yattı, bişey yapmalı.
mütevazilik abidesi, genious insan, akademik idolüm, kendimizi kendimize harcattırmayacağının mesajlarını verdi bugün ve dedi ki : "never settle for less than you deserve".
i won't settle hocam, also i won't settle leila'cığım ;)
bir de zihnimde otoyollara yönelik öyle bir duygu var ki, maalesef karşı koyamıyorum ona, ve sevdiğim kadar da nefret ediyorum bütün otoyollardan, çünkü mesafeleri kısaltıp kavuşturdukları kadar da hızlı oluyor, biten yolların sonunda ayırmaları...
burkulan bir iç, her otoyollu sabahta;
beraber yenmek için saklanmış bir kutu çikolata,
ve esra yollarda, çünkü ortaçgil bu gece burada...
2 Mart 2009 Pazartesi
bu teomanın yağmurudur
dış seni içi beni yakar tarzı bir yazı, ya da kısacası: yok başlıkla bir alakası :)
o kadar hızlı geçti ki zaman hafta demeye dilim varmıyor, sanki daha da uzun birşeydi bu, haftadan daha öteydi. hayatımda irili ufaklı birkaç şey değişti, kfc'den nefret ettim ve bütün bilimum kızarmış etli şeyden, yollardan nefret ettim ve chp'den, sonra akp'ye oy veren/verecek insanlara kızmayı bıraktım, verin anasını satayım. içime gelen dinginlik, ne gerek var ya gitme kal buralarda hissim bu trafik, bu insanlar tarafından alınıııp götürüldü. gitmek istiyorum terketmek istiyorum bu ülkeyi ve diğerlerini bütün çarpıklıklarıyla başbaşa bırakmak geride.
alışverişe gitmekten, alışveriş merkezlerinden officially nefret ettim, ilk defa kardeşime, babama ve diğer erkeklere hak verdim, eski nevresim takımımın aynısını almak için 2 saat yol katedip ikea'ya gittim ve elimde sadece beyaz bir çarşafla geri geldim.
aslında daha bi çok şeye kızdım, speedo'ya, forumda son ses düpdıduru blues çalan zihniyete, sonra hatırlıyorum da bir ara oturup ağlamak istedim neden bu kadar uzunum diye, genlerime kızdım, içtiğim onca süte... çok uzunum be günlük, hiçbişi olmuyo bana, dansta partner olmuyo, mayoda beden olmuyo bedeni olan kısa geliyo, boyu olan bol kalıyo filan, walla aşırı uzunum günlük, bakıyorum metroda milletin tepesinin açıldığını filan görebiliyorum ayakta dururlarken bile, sonra da 3.tekil kişiler kızıyor bana o bize tepeden bakıyor diye, ne yapayım doğam böyle...
kendime not: toplu taşıması çok gelişmiş bir şehirde yaşa, özellikle raylı sistem ağı geniş ve gelişmiş olsun, böylece sen kullanmasan bile şehrinde trafik sıkıntısı yaşanmaz.
kendime not 2: bi toprak parçan olsun, hiç olmadı toplar plı pırtı gider orda kendini toprağa vurusun, yetiştirdiğin hormonsuz domates, bostan patlıcanla avunursun.
içerikler:
öfke,
özeleştiri,
todo
7 Şubat 2009 Cumartesi
ve zaman boşlukta bir sonsuzluksa..
heralde neşeküpü de olmasa neredeyim, ne yaptım, neler oluyor, zamansal algımı tümden kaybediciğiim. günde 5 kez gelen piyasa son durumu mesajları ile 3 günlük hava durumu tahmini raporları bile beni keep-in-date(yok böle bişi ben uydurdum şimdi) tutmaya yetmiyor. finallerin sonu olan, benim de sonumun kale direğinin köşesi olan, top misali döndüğüm, o süreçten sonra şimdi hesapladım, bir haftadır evdeymişim! omg.
zaman bu kadar hesapsızca akıp giderken oyunun başrolü sevgili mutfaktır! hele ki birde tartım bu sabah 'esraaaa! 5 kilo vermişsin' diyince, zannedersem gece 1de mutfaktan çıkabilmiş olmam süpriz değildir! ha yok yanlış anlaşılmasın: kırdım, kestim, çırptım, karıştırdım, haşladım, kızarttım, yoğurdum, pişirdim, sarıp fırınladım filan... evet şu son 3 günde aşure yaptım, baharatı eksik thai yemekleri pişirdim(malum yeni iyileştim), yaprak sardım, erişte kestim, karnıbahar kızarttım, bulaşık makinesi yerleştirdim-boşalttım, buzdolabını temizledim, tabakların yerini değiştirdim vs. vs. uzun lafın kısası mutfak delisi oldum; biri beni durdursun yaaa!! şikayetçiden ziyade çok mutluyum bağımlılık yapicak diye ödüm kopuyor.
bağımlılık demişken, viyanadan önce bırakmıştım, uzunca bir süredir de temizdim, ama artık dayanamadım ve emrenin de gazıyla düşünmeden bir hamlede raftan alıp sepete attım kasada ödedikten sonra poşete bile koymadan direk çantama attım, akşam gelip uzun uzun mutlu dakikalar yaşadım; evet bir kavanoz nutella aldım!
bu arada 6 aylık rutin check-up'larımdan birini yaptırdım -çok yaşlıyım ya :P- yüksek kolestrolüm kalmamış onun yerine maaşaallahım varmış ondan verdiler :)
kırdığım dişimi nihayet tamir ettirmeye başladım, önce devlet babadan "müstehaktır" diye onay filan aldım organize sanayinin içine bi müdürlük açmış orda 15 kişiye rapor imzalattım filan sonra düşündüm taşındım, babam zamanında çalışıp kuruşu kuruşuna dürüstçe bütün vergilerini, sigorta primlerini ödedi ya onun için bu kadar az!? uğraştım bi diş için dedim ve karar verdim, babana bile güvenmeyeceksin hele devlet babana hiç! neyse salı sabah 10da randevum var umarım annem hatırlatır :)
hmm başka neler oldu bi düşünelim bakalım:
tunca: kültür şokunda.
talat amcam: sigaraya başlamış yeniden(dejavu), efsanelerin aslında masal olduğunu söledi tekrar bana, gözünü korkutmaya çalışacaklar yılma dedi, akademide kalmamı en çok isteyenlerden biri o ve eğer kalırsam en önemli sebebi.
babam: benim idolüm, acayip uydurmasyon ama enfes yemekler pişirmesiyle, rakının yanına çay içmesiyle, kalkıp gidip şehirleri, ülkeleri gezip gelmesiyle. günübirlik ankaraya mobilya bakmaya gidip geldi üstüne bir de fırında patates dolması pişirdi.
aaa! sevgili günlük yandalım tam istediğim gibi, hatta iyi de notlarla geçtim! ama asıl bomba bölüm derslerimdi, tekrar düştü içime o '90 altı alan hayvandır' hissi; hele ki ispanyolcadan bile 95 yapmışken, tutmayın beni bu son dönem!
çok mu yazdım ne :)
son olarak, show tv'de wipeout: izlerken ölecektim gülmekten karnıma ağrılar girdi! cuma akşamları wipeout geceleri düzenlene!
günün favori şarkısı gelsin içimde yükselen chillout'umsu coşku eşliğinde :Grzegorz Markowski ve Michał Urbaniak ikilisinden Wymyśliłem Ciebie
3 Şubat 2009 Salı
ben aslında 3 çocuklu bir anneyim
yok artık daha neler mi :)
mutfaktaydık, annem söyleyince farkettim ben de: sanki herkes beni bekliyormuş; benden ilgi bekliyor, bana şımarıyorlar tek tek. Zor iş bu çok çocuklu annelik hadisesi...
şaka gibi ama gerçek: şubat gelmiş, "nassı yaa" di mi, bence de. koca bir fall semester bitti görkemin dediği gibi.
zeynep çilek kızına kavuştu, pek de sevinemedi nitekim annesi de kardeşine kavuşmuştu, e haliyle kıskançlık krizine girdi :)
efe, nasıl tatlı olmuş, saçları uzayınca rengi açılmış, sarışın olmuş resmen, dümdüz saçları, kocaman bir gülümsemesi, pofuduk yanakları, bir de sessizce oturup oynayışı var ki çok tatlı, herif herif :)
efe, nasıl tatlı olmuş, saçları uzayınca rengi açılmış, sarışın olmuş resmen, dümdüz saçları, kocaman bir gülümsemesi, pofuduk yanakları, bir de sessizce oturup oynayışı var ki çok tatlı, herif herif :)
cenk beyle hâlâ bi buluşamadık, dişim hâlâ kırık, nerdesin sevgili dentisim!
şunu farkettim, ben bırak herkese yetmeyi, aslında kendime bile yetemeyebilirm; düşünmek sevdiklerim hakkında endişelenmek, onlarla ilgilenmek, tabi ki güzel birşey, ama bir noktadan sonra bana pek de fayda sağlamayacak gibi..
tatille ilgili çok verimli planlarım vardı, 4 gündür evde, dolayısıyla tatilde olduğumu göz önüne alır birde hiçbir şey yapmadığım gerçeğini bunun üstüne koyarsak, 4-0 gerideyim.
bu arada tv'de haberleri izledikçe o kadar sinirleniyorum ki o hiç sevmediğim tarih'i bile oturup çalışıp zehir gibi öğrenesim sonrada siyasal bilimler filan okuyasım geliyor. ne kadar rezil ellerdeyiz biz ya, keşke insanların tek ve 'gerçek' derdi dersleri filan olsa; ekonomiymiş, gelecekmiş, ülkenin istikrarıymış filan sadece nşa kabul edilse hep ceteris paribus kalsa...
bizim için gelsin çok sevdiğim '80ler gençliği': bülent ortaçgil- bu şarkılar adam olmaz...
15 Ocak 2009 Perşembe
Hedonik bişi'lerim: duşum, param, kremim
dün akşam duş aldım sevgili günlük, en az yarım saat kaynara yakın suyun altında yıkandım, oyalandım, 'this is not a love song'u jazzdan arabeske bi çok formatta söyledim. allahm nasıl bir mutluluktu o öyle, evet o kadar yoğundum ki itiraf ediyorum 3 gündür yıkanamıyordum. sonra çıktım tarandım, kremlendim, baştan aşağa kendimle ilgilendim bi güzel.. farkettim ki bu kremlenme olayı çok hedonik bişi, mest oluyor insan... artık her duşun sonunda bütün vücudum sıcaktan pespembe olunca açıyorum buz gibi soğuk suyu sonuna kadar, ohh bi güzel irkiliyorum, keyifleniyorum.
beni sıcak tutan bütün paralarımı götürdüm bankaya yatırdım bugün, sadece üç tane 5lik banknot kaldı cüzdanımda, kendimi bi garip hissediyorum sanki ekranda gözüken rakamlar benim paralarım değilmiş de çulsuz kalmışım gibi hissettim, evet burdan da anlıyoruz ki para araç olmaktan sıkılıp amaç olmaya başlamış hayatımda. ama gelmicem ben bu oyuna, atlaticam en kısa zamanda..
bu akşam sadece sosyal amaçlarla yemek yedim, sadece arkadaşlarımla hoşça vakit geçirmiş olmak için, sonra bissürü aburcubur aldım geldim; deneyelim hadi, tadına bakicam, vs ayağına bi yığında onlardan yedim sonra baktım aynaya sanki sağlıklı beslenirken daha çok kilo alıodum da şimdi böle sağlıksız yedikçe forma giriyodm gibi hissettim.
evet sevgili günlük farkettim pek de matah bişi olmadı bu seferki dediklerim, ama çok yorgunum bi kaç gündür ve sebebini de buldum, kendi kulağımı çektim, tüketmek yoruyor beni, hele ki hızımı alamayıp kendi kendimi tüketmek genç öldürür beni; ondandır ki, bi süre az kazanıp, az çalışıp, az harcamaya çalışacağım.. tabi kim bilir ne kadar başarılı olacağım...
bu arada acaba hiç tahmin ediyor mudur hayatımı ne kadar etkilediğinin, verdiğim bi çok kararın altında yatan sebep olduğundan, ben bile bunun bilincinde olmadan. Ve acaba kimler var bu dünyada hiç farkında olmadan hayal edemiyeceğim kadar hayatlarını değiştirip yönlendirdiğim..eğer şimdi mutsuzsanız beni affedin...
içerikler:
çaba,
müzik,
özeleştiri,
todo,
yemek
8 Ocak 2009 Perşembe
12den 2ye bu ne biçim kahvaltı böyle :)
sevgili günlük,
dün hiç okula gidesim, ders yapasım yoktu mâlum,akşamki dersimi bile perşembeye atmıştım.
nitekim gelip bi miktar annemi arayıp ya keşke yanınızda olsaydım, gerine gerine yatsaydım, hazır bi kahvaltı yapsaydım diye zırladıktan sonra telefona babamın el koyması üzerine onun sohbetine müdahil oldum (o ne demekse artık:)git bi kahvaltı yap en güzelinden dedikten sonra, kendisi amerikalı (yılmaz) amcamı arayıp onla konuşmamı salık verdi. haksızda sayılmaz bilaire bu konuya eğileceğim.
e peki en büyük vasfı iyi bir öğrenci olmak olan biri olarak (çok komplike evet) ne mi yaptım: attım çantama gmat kitabımı taktım koluma, tinimimi adımlarla tuttum krunch'ın yolunu...tam da tahmin ettiğim gibi henüz boş ve güzeldi. i love turkey kahvaltısı ısmarladım bir adet, açtım gmat kitabımı hem yedim hem çalıştım.
ondan önce biraz da piyasa araştırması yapmıştım apple,tcell ve teknosa'da şusıralar başgösteren elektronik açlığımı gidermek için. nitekim kendime de bir adet philips xenium800 touch +4gb microSD aldım. bir taşla 2 kuş yeni bir telefonum ve 4 gb'lık mp3 playerım var artık ::a tabi ups ne zaman getirirse:) heyecanla bekliyoruz :)
o tinimini adımlarımı atarken, mağazada hertürlü elektroniğin özelliğini sorup delice bilgi toplarken aslında aklımın büyük bir bölümü özeleştirimi yapmakla meşguldü. çok ukela, kendini fazla mı beğenmiş biriydim acaba? aslında genelde dozunda bırakmayı başarabilen biri olsamda bazen, özellikle bazı kişilere karşı nedense çok aşırı kaçtığımı düşündüm; sonra hayran olduğum insanları düşündüm, evet onlar da akranlarına, içinde bulundukları ortamlara kıyasla çok yüksek özelliklere sahip, hepsi de donanımlı insanlardı ama benm hayranlığım nerden geliyordu peki?tekrar düşününce bildiğim ve aklımın kıvrımlarında kaybettiğim gerçeği tekrar buldum. ben onların alçakgönüllülüklerine, bu kadar üstünken bu kadar mütevazi olabilmelerine hayrandım; e hâl böyleyken benim kendime hayran olmam olanaksızdı çünkü son günlerde aşırı kendini beğenmiş, snob, burnu havada yerçekiminden bağımsız bir moddaydım hani küçük dağları ben yarattım, büyükleri de babamındı onları da satın aldım modu.
Eğer bunu başarabilirsem, daha az kendini beğenmiş olabilirsem (hayran olduğum insanlar kadar mütevazi olmak çok ultimate bi hedef şimdilik) bunu da altın madalyalık başarılarım listesine ekliyeceğim.
i'll be so high, i'll be flying..
içerikler:
özeleştiri,
todo,
yemek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
