pms etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pms etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2009 Perşembe

pros & cons

econometrics öğrenmek için geçerli sebep buldum kendime: m&b, yield curve ve LXt=Xt-1

insanlara karşı duruşumun keskinötesi olması gerektiğini; arkadaş diye bir şey olmadığını, sadece "colleague" olduğumuzu öğrendim.

canımı sıkan şeyin olayın kendisi değil, altında yatan güç savaşında egale edilmiş olmak olduğunu sanıyorum.

sevmek değil sevilmek istiyorum. yoruluyorum severken, sevmiyim seviliyim, var mı öle bi dünya?? eve gidince kimse benden ilgi beklemese de herkes bana ilgi gösterse negzel olurdu di mi, evet bence de "çok ütopik oldu".

ben bunlarla uğraşmak istemiyorum, ben primitif muhabbetlere takılıp öfkeden içim içimi yesin, midem bulansın sonra da başım günler boyu bıkmadan usanmadan ağrımaya devam etsin istemiyorum. keşke biri çıksa, 25 yaşında bir kızın finansta upper limiti budur şunları şunları yapmaya kapasitesi vardır sen kendini bunlara odakla dese, ben onları seneye kadar yapmaya çalışsam. bu arada isteyerek öğrensem, insanlar bana "bu" demese, ben de vakti gelince canlarını fena yakmak zorunda kalmasam.

durmaksızın, next- next - next tıklamasam, şarkılar hep güzel güzel çalsa, bilgisayarım beni hissetse, bana ona göre davransa.

kimse benim klavyemin sesinden rahatsız olmasa da ben de rahat rahat yazsam, yazsam da rahatlasam, rahatlasam da çalışmaya başlasam, sonra yatsam uyusam, sabah saatim çalınca uyansam, uyansam da derste gözkapaklarım yerçekimiyle savaşmasa...

sırtım ağrımasa, dizim ağrımasa, başım ağrımasa, sırtım ağrımasa.....

huuusa!
...bu da 100. kayıttır

4 Kasım 2009 Çarşamba

mutsuz funk'm

...ve yemeğe vurdum, hem de hiç tad almadan... keşke bi şişe pasifloram olsaydı, ya da lezzetli kırmızı şarabım...o zaman yemek bile yemezdim. tüm içimi kusmak istiyorum, bütün yediklerimi....

1 Mayıs 2009 Cuma

what happened to you?

bilmem pms yine galiba...

s.ksinler böle pms'yi.

:D

20 Mart 2009 Cuma

in an ordinary day, the extraordinary way

iki gündür bir durgunluk var üstümde, mutsuzluk değil ama öyle, ki bugün yediğim dev milka çikolata bile çözüm olmadı halime. gerçi sabah hoplaya zıplaya neşe kelebeği modunda kalktım o ayrı.

şimdi gel gelelim durgunluk altyapısı oluşturabilecek olası sebeplerime: tunca; şu okuldaki muhtemelen en değerli insan; andaç almayacakmış, efenm neymiş zaten görüşmek istedikleriyle görüştüğünde onlar hakkında ne hissettiğini yüzlerine söylermiş, bir de andaça yazıp 7aleme duyurmanın ne mânâsı varmış: bu biiir.
 ikincisi; neymiş efenm ben hocaya yaranmak için öle demişmişim; çok pardon ama kimle karıştırıyorsunuz beni, ben mi hocaya yaranmaya çalışacak mışım? hangi sebeple acaba? sakın mezun olur olmaz başına kurulacağım, babamın bir şirketi olmadığı; tamamen kendi imkanlarımla, daha doğrusu alnımın teri, bileğimin hakkıyla söke söke okuduğum için olmasın?? mantıklı bulduğum, saygı duyduğum insanlardan böle bi tepkinin gelmesi en çok acıtan tarafıdır canımı. nasıl ki siz orada işinize gelen şeyi, düzeni değiştirmek pahasına savunuyorsanız, ben de gayet düzgün bulduğum düzeni korumak yönündeki yorumlarımı sesli bir şekilde ifade etme hakkına sahibim.

durgunluğumun bir başka sebebi yazılım sınıfımdaki çatlak gençlerin aralarında maç yapıp, yenilen tarafa aldırttıkları 7 kilo! baklavayı derse getirmeleri, bizim de burnumuzdan gelene kadar kutu kutu baklavaları yemiş olmamız, sonucunda da komaya girmiş olmamız olabilir, bilemiyorum :)

form'um 10 numaraymış korumam lazımmış, yüzme işi de yattı, bişey yapmalı.

mütevazilik abidesi, genious insan, akademik idolüm, kendimizi kendimize harcattırmayacağının mesajlarını verdi bugün ve dedi ki : "never settle for less than you deserve". 
i won't settle hocam, also i won't settle leila'cığım ;)

bir de zihnimde otoyollara yönelik öyle bir duygu var ki, maalesef karşı koyamıyorum ona, ve sevdiğim kadar da nefret ediyorum bütün otoyollardan, çünkü mesafeleri kısaltıp kavuşturdukları kadar da hızlı oluyor, biten yolların sonunda ayırmaları...

burkulan bir iç, her otoyollu sabahta;
beraber yenmek için saklanmış bir kutu çikolata, 
ve esra yollarda, çünkü ortaçgil bu gece burada... 

24 Şubat 2009 Salı

tanrım beni baştan yarat

mümkünse bu hayatım bitince bi de erkek olarak gelmek istiyorum dünyaya, erkek gözünden görmek istiyorum dünyayı, futbol oynayıp gol atıp yumruklarım havada dizlerimin üstünde kaymak istiyorum çim sahada,buz hokeyi oynamak istiyorum kemiklerim kırılır mı diye korkmadan, aptal geyik küfürlü muhabbetlerden zevk almak istiyorum, merak ediyorum nedir bütün bunlar; brotherhood olayını çözmek istiyorum, cidden.

bizim cinsimizi görmek istiyorum erkek gözünden, annemi görmek istiyorum erkek çocuğu olarak acaba sadece cinsiyetimden dolayı daha az sever miyim annemi diye merak ediyorum, ve de babamı merak ediyorum acaba bir erkek olarak kıskanacak mıyım onu. 

kız kardeşim olsun istiyorum, ona cool bi abi olmak, kıskanan, kızan kısıtlayan ürkütenden ziyade, havası atılan bi abi olmak, hemen her derdinde omzuma koşup ağlasın teselli bulsun güldüreyim istiorum o küçük kız kardeşimi.

işte böyle sevgili günlük,
bütün bunları isterken biryandan da ders programımı optimize ediyorum: saat kayıplarını en aza indirip, olabilecek en iyi hocalardan ders almaya çalışıyorum, ee kolay değil, on-bir-ders! 

kendime not: baştan gözünü korkutan herşey geçtiğinde o kadarda kötü değilmiş dedin ve başardın. kendini strese sokmaktan vazgeç. ve hiçbirşey aslında gözünde büyüttüğün kadar değil, maaşallahın var ışın mikroskobu gibisin.

geçen sene bu sıralar stephansdom'a bakıp woaa demekle meşguldüm, bugünse bal-kaymak yiyip, gülmekten karnımı ağrıtmakla,oh bea iyiki geldin tunca! 

17 Ocak 2009 Cumartesi

bitse de gitsek...

sevgili günlük, 
şu an derdimi anlatacak kimse yok senden başka...
e malum final haftası geldi, 19'dan 29'a finaller koysun bu kıza durumu (farkındayım ağzım çok bozuldu) (pms durumu, alttan al geçecek:] )

2009'da kendime yeni bir arkadaş edindim ve kısa sürede çok yakınlaştık... hemen hemen hergece birlikteyiz; evet evet beynim kafatasıma fazla geliyormuş hissi yaratan baş ağrımdan söz ediyorum.. biran önce ardına bakmadan defolup gitse, beni hiç düşünmeden terketse inan hiç üzülmicem.

bugün teyzelik genlerim tekrar harekete geçti, geçen hafta agorada gördüğüm kocaman pembe saçlı çilek bebeği gittim ve satılmadan zeynepcime aldım; yerim ben onu,bir de kibarlaşmış hiç sorma, telefonda "nasılsın teyzecim, mutlu musun, günlerin nasıl geçiyor" diye sorunca, "ben iyiyim siz nasılsınız" diye cevap verdi ya ölsem de gam yemem artık :)

dün milongada dehşet eğlendim, benim için bir praktika tadında geçti, özgüne her cuma şarap içirsek hep böle eğlenceli olur mu acaba bilinmez ama buraya yazıyorum esra demişti dersiniz, murat ileride dehşet bir tangocu olacak hem de en eğlencelisinden.

didemden psikolojik danışmanlık projesi' için yaptığımız görüşmenin ses kayıdını aldım, bir saat boyunca kendimi dinledim. alırken kaygılıydım aslında, eyvah şimdi kendimden nasıl utanıcam kimbilir nerelerde ne hatalar, nasıl bozuk vurgular yapmışımdır konuşurken diye. ama gel gör ki, benim konuşurken takıldığımı, düşünürken çok durakladığımı, dilimin dönmediğini sandığım yerlerin hiçbirinde hiç bir kusur belirtisi yok! yani dışarıdan hiçbirşey anlaşılmıyor, bütün kusurlar benim zihnimdeymiş, bu arada sesim de güzelmiş :]

gördüğün gibi sevgili günlük, sızlanmak maksadıyla başladığım yazı bile sonunda böle sevindirik bir hâl alıyor... ben sana boşuna neşe küpü dememişim değil mi? şimdi bana müsade, ben şu sınavların hepsini teker teker bi "rock"liyip gelicem.