Rüzgarlı havalarda sabiha gökçenden her uçuşumda, hay aklıma sıçayım diyorum, bok işim mi vardı, otursaydım evimde ne diye bi yerlere gidiyorum ki ben şimdi? Bi teneke kutunun içinde kağıtmış gibi çırpınan koca kanatlarla bilmem kaç bin feet yükseğe çıkmaya çalışıyorsun, doğanda uçmak olmadığını bile bile, inadına...
Annem, "o eti de bölmeden ağzına atıp yutuversen n'olur?" dedikçe çığlık çığlığa susmak tipi bir yanlızlığa düşüyor eti liflerine kadar ayırıp öyle yiyorum.
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2010 Pazar
6 Şubat 2010 Cumartesi
başımda kavak yelleri
*Nasıl geçtiğini anlanmayan bir hızla geldi girdi hayatıma şubat ve her gün notlarıma tarih atarken artık 2010'da oluşumuzun çok da garip gelmediğini farkettim. Yani daha 2000li yıllarla nasıl başederiz diye düşünürken 10 yılı geçmiş bile...
*Bütün gün eski şarkıları dinledik, eski derken 90lar ne kadar güzeller öyle..
*Erkeklerin aynı sözleri bu kadar içten inanarak, birbirlerinden habersiz, başka başka yerler, başka başka zamanlarda aynı şekilde söylemesi çok enteresan doğrusu. Erkeğin kıza sarıldığı sonra dönüp boy aynasına baktığı ve ne kadar da "perfect match" olduklarını söylediği bi masal okutuluyordu da ilkokullarda ben mi kaçırdım acaba?
* "Ne kadar güzel bi gündü değil mi?" diye sormak, teşekkür mü etmektir, yoksa geçirttiği güzel günü onaylatmak mıdır? bilemiyorum.
*Zannedersem hâlâ üniversitedeyken hayatın dönemlerini benchmark edecek birşeyi oluyor insanın, daha sonra çalışmaya başlayınca geriye sayacağı birşey kalmadığı için zaman daha da hesapsız geliyor belki.
*Küçük vs kalabalık, yerel vs uluslarası şirket karşılaştırması yaptık bu hafta mentörümle, ve birçok şey için tekrar ne kadar da şanslı olduğumu anladım.
*Perşembe günü defalarca aynı servisi kaçırdım ve sonuç itibariyle o gün taksimden servise hiç binmedim.
*En büyük ve beklenmedik korkularla karşı karşıya kalıp yine de istediğim o anda kendime durup "demirden korkan trene binmez ki" dedim. Enteresandı çünkü yazmaya bile kortuğum düşünceler ve duygular çarpışıyordu zihnimde.
ve hayatımın en lezzetli dublesini içtim dün meyhanede.
*Bütün gün eski şarkıları dinledik, eski derken 90lar ne kadar güzeller öyle..
*Erkeklerin aynı sözleri bu kadar içten inanarak, birbirlerinden habersiz, başka başka yerler, başka başka zamanlarda aynı şekilde söylemesi çok enteresan doğrusu. Erkeğin kıza sarıldığı sonra dönüp boy aynasına baktığı ve ne kadar da "perfect match" olduklarını söylediği bi masal okutuluyordu da ilkokullarda ben mi kaçırdım acaba?
* "Ne kadar güzel bi gündü değil mi?" diye sormak, teşekkür mü etmektir, yoksa geçirttiği güzel günü onaylatmak mıdır? bilemiyorum.
*Zannedersem hâlâ üniversitedeyken hayatın dönemlerini benchmark edecek birşeyi oluyor insanın, daha sonra çalışmaya başlayınca geriye sayacağı birşey kalmadığı için zaman daha da hesapsız geliyor belki.
*Küçük vs kalabalık, yerel vs uluslarası şirket karşılaştırması yaptık bu hafta mentörümle, ve birçok şey için tekrar ne kadar da şanslı olduğumu anladım.
*Perşembe günü defalarca aynı servisi kaçırdım ve sonuç itibariyle o gün taksimden servise hiç binmedim.
*En büyük ve beklenmedik korkularla karşı karşıya kalıp yine de istediğim o anda kendime durup "demirden korkan trene binmez ki" dedim. Enteresandı çünkü yazmaya bile kortuğum düşünceler ve duygular çarpışıyordu zihnimde.
ve hayatımın en lezzetli dublesini içtim dün meyhanede.
içerikler:
avrupa yakası,
corporate life,
ev,
hayal,
istiklal,
neverland,
occ,
staj,
tango
22 Ocak 2010 Cuma
one day i woke up...
*Hani ileride hatırlayayım diye söylüyorum, evin her metrekaresini düzeltme aşkıyla yanıp tutuşan benim. Evet yemek yapıp ev süpürüyor, buzdolabını temizleyip, antre duvarlarını siliyorum :) En zevkli kısmıda evde kimse yokken "bu işlerine yaramaz", "bu eski", "cık kullanan yoktur bunu" diyip bi dolu eşyayı kolileyip kapı önüne koymak... Yazık günah bi ev onca senenin yükünü taşır mı, di mi :)
*Yemeklerimde ev halkı için küçük, benim için büyük bir miktar olan koca kaşık dolusu tereyağı olması, onları sağlıksız değil aksine ulti-multi süper sağlıklı yemek yapar, dışarıda yediğimiz yemeklere koydukları endüstriyel motor yağı kıvamlı şeyi göz önüne alırsak...
*Daha önce konu hakkında uzuuun uzun yakındığımı tahmin ederek sadece şunu not düşüyorum, B- ile geçtim. davulzurna az, sivrisinek saz.
*Kayseri biletimi aldım, otbüsle gidicim hem de 20tl'ye ama 5 saat şaka gibi. hayır yani paşa babamın özel jetiyle büyümedim ama, ben senelerce 8-10 saat arası yolu 50tl den aşağı gelemezken, biz büyüdük ucuzladı dünya, kısaldı yollar...
*İstanbulu gün geçtikçe seviyor olmam, tatil bitip de evden ayrılacak olma histersinden kurtuldum anlamına gelmez.
*Mezelerle dolu bir rakı sofrası kurasım var, anason pek haz ettiğim bişi olmasa da muhabbetine hastayım rakı'nın. sevelim sevdirelim.
... and there was more to love :)
içerikler:
ev,
sevimlilik abidesi,
tatil,
yemek
8 Ocak 2010 Cuma
upgraded lifes
içinde yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi duran ama dönüp bakınca "ay ne ara geçti" dediğim bir final haftası daha geride kaldı. bu zaman zarfında gün mahfumumu kaybettiğim için haliyle blog filan da yazamadım. ama bu süreçten tahmin ettiğim kadar çok nefret etmedim, sabah 3de gidip kaşarlı tost arasına mısır marul koydurmak, ya da bir kutu limonatayla adana dürüm yemek belli bir yaştan sonra pek de ilgi çekici olacak şeyler değildir heralde :) Bu hafta o kadar çok güzel yemek yedim ki konu hakkında geniiş bir yazıyı live to eat'e göndermeyi planlıyorum. gerçi o hep unutulmuş, hep üvey evlat.. ama yeri ayrı gönüllerde :)
dün telefondaki n'aber sorusuna hiç düşünmeden"büyük hayalimi yaşıyorum" diye cevap verdim. e nitekim her öğrencinin büyük bir hayali olmalı, benimkisi de, sınavdan sonra eve gidip koltuğa yayılıp tv izlemek.
öyle yorgundum ki, dik konuma getirilip kemerleri bağlanmış exit cam kenarı'mda saniyesinde uyuyakaldım. masada oturup bi kaç lokma yedikten sonra annemin yüzüne bakıp "ee şimdi ne çalışacağız" dediğimi hatırlıyorum; kesinlikle sınav döneminde çok çalışmaktan değil tabii, uykusuzluktan.
malum ben ne zaman yola gitsem, yoldan gelsem emotional jet-lag yaşar; hissedecek, yazıp söyleyecek çok söz bulurum. bu seferki hissim sıçtım mavisini görmekle ilgiliydi. sanırım benim sıçtım mavisi tonum sabancı diplomamdaki olacak çünkü bundan sonraki hayatımın bu kadar f.king fancy olabileceğini düşünmüyorum. öğrenciliğin neden bu kadar güzel olduğu konusundaki felsefik girişimim devam edecek... :)
ya yazık günah değil mi, insan 2 sene üstüste son sınıf psikolojisi mi yaşar? ev hayatının sürekliliği fikri beni o kadar boğuyor ki anlatamam. evler misafir olmak için çok güzel yerler ama yaşamak fikri... bilemiyorum, çok düşündürücü.
*bu arada MR çektirmek de o kadar korkunç bişi değilmiş. ayrıca ortam çok sıcak, sadece biraz baş ağrıyıyor; that's all.
*annem dün yemekte ne konuştuğumu anlamadı, ben mi duymuyorum yoksa sen mi çok yorgunsun dedi, bozulan türkçemi tescilledi.
*kardeşimle 3 bölüm heroes patlatmışız üstüste tadından yenmiyor.
*haftasonu bir an için, öğrenci olmayıp 5 gün aynı yolu işe doğru gidip eve doğru gelenleri kıskandım.evet ben.
*sabihagökçen'den van'a direk uçuş varmış, gitsek mi ne?
*stajımı ayarlamam lazım bilogcum. aranık mart stajı diye ilan mı versem :))
*emanuel'in ünlü geburtstag get together'ı vardı bugün. bana tabii ki yine davetiye yolladı. seneye gitsem iyi olur nitekim o da taşınabilir viyanadan.
*istanbula kar yağdı demiş miydim?
*annem dün yemekte ne konuştuğumu anlamadı, ben mi duymuyorum yoksa sen mi çok yorgunsun dedi, bozulan türkçemi tescilledi.
*kardeşimle 3 bölüm heroes patlatmışız üstüste tadından yenmiyor.
*haftasonu bir an için, öğrenci olmayıp 5 gün aynı yolu işe doğru gidip eve doğru gelenleri kıskandım.evet ben.
*sabihagökçen'den van'a direk uçuş varmış, gitsek mi ne?
*stajımı ayarlamam lazım bilogcum. aranık mart stajı diye ilan mı versem :))
*emanuel'in ünlü geburtstag get together'ı vardı bugün. bana tabii ki yine davetiye yolladı. seneye gitsem iyi olur nitekim o da taşınabilir viyanadan.
*istanbula kar yağdı demiş miydim?
26 Temmuz 2009 Pazar
in synergy we trust
hayatımda tanrı olmasa sinerjiye inanırdım heralde. çünkü şuan annemin ayak parmakçığı kırık olduğu için bütün ev yatışta sayın seyirciler. yani ayıp yazık vs. di mi. kadın yatıyor bari kalk sen bişeylere el at. ama yok bütün ahali miskinlikte, yine bütün işler düşmüş nil kızın başına.
şöyle bir durum var, neymiş efenm sabancı 2. kez arayıp bursunu arttırdık esra nolur gel dediği için ben de çok istediğim için annem allem kallem vs. edip gönderecekmiş beni. yani ebeveynlik böle bişi galiba, kadın işi gücü bırakıp bütün sene bana çalışacakmış. düşünüyorum taşınıyorum bi türlü sevinemiyorum. çünkü içime sinmiyor. zaten okumak, üniversiteye gitmek, yurtdışına gitmek vs. bunların hepsi birer özgürleşme sürecinin parçalarıyken hoop en başa dön. annene fındık kadar çocukken -ki ben hiç fındık kadar olmadım hep eşek kadardım- açlıktan sütüne muhtaç olduğun kadar muhtaç ol. hayır kabul edemicem galiba.
yani benim etiketteki fiyata bile bakmayan alışveriş için dolaşmayı sevmeyip, bildiği kaliteli dükkanlardan beğendiğini alıp çıkan babam bugün elini calgonit'in olduğu rafa değil onun bir altına uzatıp kipa marka bulaşık tuz alıyorsa kusura bakma anne ben de gidip sabancı'da son model hayatımı senin biriktirdiğin parayla yaşayamam. yani bir eğitim buna değer mi, bu kadar eder mi, etmeli mi bilmiyorum. olursa tabiki güzel olur seneye bu zamanlar 23 yaşında MSc diplomalı bir türk kızı olurum ama, so what, ya sonra.
yok ben bu kadar gerilime gelemiycim, gider viyanada okurum. inan daha ucuza gelir...
varan'ın da dediği gibi: inidirim başka ucuzluk başka. benim hayatımın indirim dönemi bitti. artık bursum yok, ha var ama kullanıma müsait değil, tübitak onu alıp dürüp büküp.... anlarsın işte, onun için vermiş bana. artık ucuzluk dönemine geldim.
işte sevgili para, hayatımda böyle bir etkiye sahipsin şu sıralar. koskoca amerika boşuna senin üstüne basmıyor "in god we trust" diye, anlarsın ya ;|
yani bilmiyorum, şimdi otursam gmat çalışsam ya da toefl. değişir mi ki? ne değişir ya da. ah hayat bokum gibisin böcekli bok.
şöyle bir durum var, neymiş efenm sabancı 2. kez arayıp bursunu arttırdık esra nolur gel dediği için ben de çok istediğim için annem allem kallem vs. edip gönderecekmiş beni. yani ebeveynlik böle bişi galiba, kadın işi gücü bırakıp bütün sene bana çalışacakmış. düşünüyorum taşınıyorum bi türlü sevinemiyorum. çünkü içime sinmiyor. zaten okumak, üniversiteye gitmek, yurtdışına gitmek vs. bunların hepsi birer özgürleşme sürecinin parçalarıyken hoop en başa dön. annene fındık kadar çocukken -ki ben hiç fındık kadar olmadım hep eşek kadardım- açlıktan sütüne muhtaç olduğun kadar muhtaç ol. hayır kabul edemicem galiba.
yani benim etiketteki fiyata bile bakmayan alışveriş için dolaşmayı sevmeyip, bildiği kaliteli dükkanlardan beğendiğini alıp çıkan babam bugün elini calgonit'in olduğu rafa değil onun bir altına uzatıp kipa marka bulaşık tuz alıyorsa kusura bakma anne ben de gidip sabancı'da son model hayatımı senin biriktirdiğin parayla yaşayamam. yani bir eğitim buna değer mi, bu kadar eder mi, etmeli mi bilmiyorum. olursa tabiki güzel olur seneye bu zamanlar 23 yaşında MSc diplomalı bir türk kızı olurum ama, so what, ya sonra.
yok ben bu kadar gerilime gelemiycim, gider viyanada okurum. inan daha ucuza gelir...
varan'ın da dediği gibi: inidirim başka ucuzluk başka. benim hayatımın indirim dönemi bitti. artık bursum yok, ha var ama kullanıma müsait değil, tübitak onu alıp dürüp büküp.... anlarsın işte, onun için vermiş bana. artık ucuzluk dönemine geldim.
işte sevgili para, hayatımda böyle bir etkiye sahipsin şu sıralar. koskoca amerika boşuna senin üstüne basmıyor "in god we trust" diye, anlarsın ya ;|
yani bilmiyorum, şimdi otursam gmat çalışsam ya da toefl. değişir mi ki? ne değişir ya da. ah hayat bokum gibisin böcekli bok.
23 Temmuz 2009 Perşembe
Tell me why can't it be true
dibidik dibidik
gideceği yönü bilmeyen gemiye hiç bir rüzgarın kâr etmeyeceği gibi vizyonu olmayan bir ailenin de parçalanmaya mahkum olduğunu fikir buyururum, ve bu iğrenç bozuk cümlemle hâlâ izlemekteyse 3.tekil şahsı kederden kedere savururum.
sevgili günlük,
şu sıralar ehliyet kursuna gidiyorum, akşamları 6-9 arası. kurstaki kızlar ilk günden tespiti yapmış sen buralı değilsin dediler, aa neden acaba nasıl anladınız çok şaşırdım diyecektim ki demedim, nitekim buralı değilim :]
ne oldurur ne öldürür dedikleri hâller var ya, onlar içindeyim. ne ileri ne geri, standby.
bügun dünya için ne yaptın dersen, daha yeni uyandım. ama dün toplu taşıma dahil fosil yakıt tüketen araç kullanmadım, az yemek yiyerek dünya kaynakları tüketimimi kısıtladım, bi kaç saat fazla uyuyarak CO2 salınımı'mı düşürdüm, küresel ısınma benim sayemde bir nebze yavaşladı, hatta tam duracaktı ki ben uyandım, o derece :] sonra duş almadım el yüz yıkama ile idare ettim, böylece sular kirlenmedi. yani sonuçta yaşamaktan daha mutlu olduğum günler gelecek ve ben dünyayı o günlere saklamak istiyorum, şimdi haybeye tüketmek değil.
alice hanım'a bilerek yazı yazmıyorum, çünkü kişiliğimin o yanı da sekteye uğramış durumda. ama neşe küpü hep benim, hep ben'im ...
bak sevgili günlük ben dans eden, koşan yüzen, ispanyolca ve ingilizce derslere giren, ders veren, ütüyle yemek pişiren, milyon çeşit salata servis edebilen, insanlara gittiğimiz mekanı benim babamınmış gibi hissettiren, elde yıkadığı çamaşırları klimayla pencere kolu arasına gerdiği ipe seren bi kızdım. beni bana unutturma.
gideceği yönü bilmeyen gemiye hiç bir rüzgarın kâr etmeyeceği gibi vizyonu olmayan bir ailenin de parçalanmaya mahkum olduğunu fikir buyururum, ve bu iğrenç bozuk cümlemle hâlâ izlemekteyse 3.tekil şahsı kederden kedere savururum.
sevgili günlük,
şu sıralar ehliyet kursuna gidiyorum, akşamları 6-9 arası. kurstaki kızlar ilk günden tespiti yapmış sen buralı değilsin dediler, aa neden acaba nasıl anladınız çok şaşırdım diyecektim ki demedim, nitekim buralı değilim :]
ne oldurur ne öldürür dedikleri hâller var ya, onlar içindeyim. ne ileri ne geri, standby.
bügun dünya için ne yaptın dersen, daha yeni uyandım. ama dün toplu taşıma dahil fosil yakıt tüketen araç kullanmadım, az yemek yiyerek dünya kaynakları tüketimimi kısıtladım, bi kaç saat fazla uyuyarak CO2 salınımı'mı düşürdüm, küresel ısınma benim sayemde bir nebze yavaşladı, hatta tam duracaktı ki ben uyandım, o derece :] sonra duş almadım el yüz yıkama ile idare ettim, böylece sular kirlenmedi. yani sonuçta yaşamaktan daha mutlu olduğum günler gelecek ve ben dünyayı o günlere saklamak istiyorum, şimdi haybeye tüketmek değil.
alice hanım'a bilerek yazı yazmıyorum, çünkü kişiliğimin o yanı da sekteye uğramış durumda. ama neşe küpü hep benim, hep ben'im ...
bak sevgili günlük ben dans eden, koşan yüzen, ispanyolca ve ingilizce derslere giren, ders veren, ütüyle yemek pişiren, milyon çeşit salata servis edebilen, insanlara gittiğimiz mekanı benim babamınmış gibi hissettiren, elde yıkadığı çamaşırları klimayla pencere kolu arasına gerdiği ipe seren bi kızdım. beni bana unutturma.
*cherry blossom girl
24 Haziran 2009 Çarşamba
senden öğrendim
hayat, bazen mânâsız geliyor ya, ne uyanası geliyor insanın ne de aynaya bakıp saçını tarayası. elimi uzattığımda boşluğa, sadece boşluğa uzatmış oluyorum, parmağımın ucuna değmiyor hiçbirşey... TtS olmuyor.
geç kalkınca gün çoktan tükenmiş oluyor, zaten olmayan o "yapasım" hiç gelmiyor. masa başına geçip sanal dünyama bağlanmak hiç gerçek gelmiyor: başka ekran başka klavye, benim değil bu dünya, bu baktığım "pencere" başkasının "penceresi".
10 metre mesafemde mutfak olması benim için bir şey ifade etmiyor, arada soğuk su almaya gitmek için güzel ama içimdeki o engin yemek aşkı fitili kupkuru duruyor, hal böyle olunca da ocağın altını kuru bir makarna suyundan başka birşey için yakmıyor bu eller.
valizler hâlâ odanın bir köşesinde, eşyalarım nerede bilmiyorum, dolap yok düzen yok, üstten bulduğunu giymeye devam.
ben hayatıma bir mânâ aramaya devam ededurayım, sen de daha iyi bir yer olmaya çalış e mi dünya. etrafta onca küçük umut var senin güzel günler göstermeni bekleyen, küçük çocuklar var heryerde ve onların akıl almaz güzellikte hayalleri; biraz daha merhametli davran o hayallere bak gör gerçekten çok daha güzel olacaksın...
geç kalkınca gün çoktan tükenmiş oluyor, zaten olmayan o "yapasım" hiç gelmiyor. masa başına geçip sanal dünyama bağlanmak hiç gerçek gelmiyor: başka ekran başka klavye, benim değil bu dünya, bu baktığım "pencere" başkasının "penceresi".
10 metre mesafemde mutfak olması benim için bir şey ifade etmiyor, arada soğuk su almaya gitmek için güzel ama içimdeki o engin yemek aşkı fitili kupkuru duruyor, hal böyle olunca da ocağın altını kuru bir makarna suyundan başka birşey için yakmıyor bu eller.
valizler hâlâ odanın bir köşesinde, eşyalarım nerede bilmiyorum, dolap yok düzen yok, üstten bulduğunu giymeye devam.
ben hayatıma bir mânâ aramaya devam ededurayım, sen de daha iyi bir yer olmaya çalış e mi dünya. etrafta onca küçük umut var senin güzel günler göstermeni bekleyen, küçük çocuklar var heryerde ve onların akıl almaz güzellikte hayalleri; biraz daha merhametli davran o hayallere bak gör gerçekten çok daha güzel olacaksın...
15 Haziran 2009 Pazartesi
where only we know*
sevgili çaba,
bu yazıyı senin evinden, senin bilgisayarından yazıyorum...
ne kadar garip değil mi :)
çok üşüyorum balkonda ama esen soğuk rüzgarlar o kadar güzel kokuyor ki, körfezin ışıkları o kadar pırıl pırıl ki, sen orda PES oynarken, sırtımda hırkan oturup senin ödevini yapmaktan kendimi geri alamıyorum...
sevgili geowyns,
dışım üşürken, dinlediğim müziklerinle içimi ısıtıyorsun, bir de bugün yapmış olduğun todo list'inle.. telefonda gelen ses de biraz neşe eksikti sanki, ama umuyorum ben yanıldım çünkü ne kadar uzakta olursak olalım aslında birarada olduğumuzu bilmekten ötürü ben mutluyum...
ben küçük şeylerle mutlu, umutlu küçük kız, size ılıcalardan körfeze karşı bildirdim son kez...
yaşadığım hergün karşı konulamayacak kadar güzel birer gün...
bu arada yeni bir çift pabuç daha aldım... yine topuklu! viva "ladies on the heels"
bu yazıyı senin evinden, senin bilgisayarından yazıyorum...
ne kadar garip değil mi :)
çok üşüyorum balkonda ama esen soğuk rüzgarlar o kadar güzel kokuyor ki, körfezin ışıkları o kadar pırıl pırıl ki, sen orda PES oynarken, sırtımda hırkan oturup senin ödevini yapmaktan kendimi geri alamıyorum...
sevgili geowyns,
dışım üşürken, dinlediğim müziklerinle içimi ısıtıyorsun, bir de bugün yapmış olduğun todo list'inle.. telefonda gelen ses de biraz neşe eksikti sanki, ama umuyorum ben yanıldım çünkü ne kadar uzakta olursak olalım aslında birarada olduğumuzu bilmekten ötürü ben mutluyum...
ben küçük şeylerle mutlu, umutlu küçük kız, size ılıcalardan körfeze karşı bildirdim son kez...
yaşadığım hergün karşı konulamayacak kadar güzel birer gün...
bu arada yeni bir çift pabuç daha aldım... yine topuklu! viva "ladies on the heels"
*keane
20 Mayıs 2009 Çarşamba
kanatları var bağrında, sırtında çanta yanında baytar mlb ile yollarda
baytar kardeşim, gençlik ve spor bayramı kutlamaları kapsamında izmirdeydi bu uzun haftasonu. kendisiyle kâh eğlenip güldük, kâh yorgunluktan süründük, ama mâlum olduğu üzre kendisi yurduna geri döndü bu akşam. onunla dolaşmak, sırtımda çanta, ayağımda beyaz nike'lar(o beyaz nike'lar ki avrupa'yı gördü) bana başka bir izmir hissi yaşattı. çünkü geçirdiğim zaman benim günlük izmirimin değil, başka bir esranın kardeşiyle turistlik ettiği bir şehrin zamanı gibi geldi.
arkadaşlarını bu kadar düşünmesine kızdım biraz içimden ama o da geçti. şimdi geriye tatlı bir yorgunluk ve yatağıma kavuşmuş olmanın verdiği mutluluk kaldı. her seyahatte olduğu gibi hem kendimi hem de beraberimdekileri bir kez daha baştan tanıdım. mesela esra gerçekten de yerini yadırgayan biriymiş, annesigil misafirlikten erken kalkası bir çocukmuş, uykusu gelince kendi yatağı olmazsa huzursuzluk çıkarır, mızmız olurmuş...
okulun bitmesine 10 gün mü ne kaldı, o kadar az ki saymak dahi istemiyorum, çünkü bitmesin, hem burayı çok sevdiğim için, hem de biten her dönem ardından finalleri getirdiği için...
yarın muhtemelen kalmak üzere olduğum db dersi var, proje de yok daha ortada ama hiç gidesim yok sabahın o vaktinde o sıcak ıkış tıkış sınıfa, en iyisi mi ben gidip bi saçlarımı kestireyim, o kadar uzamışlar ki nereme koyacağımı bulamıyorum sıcaklayınca. ha bu arada birden çok ısındı ya bu hava gıcıklar oldum ben ya!
kardeşimle dövme yaptırdık, benimki bağrımda, perikızcığı, bele ince uzun bacakları, koccaman kanatları var. emre kartallar logosunu yaptırdı. amerikan futbolu takımlarına bağlılığını gösterdi aklınca, dedim olm daha kaç takımın olur, neymiş efenm ilk göz ağrısıymış, hem belki mezun olunca bi daha oynamazmış.
wolverine'i izledik, fena değildi ama çok da görsellik şöleni gibi geçmedi, bi de makinenin ampülü patladı en heycanlı yerinde mola vermek zorunda kaldık seyrimize ama bi an vardı ki --burası SpoileR!-- o herifin wolverine'in kafasına kurşun sıktığı hafızasını kaybetsin diye, sonra yere serilince bitane daha sıktığı sırf adinin teki olduğundan,--SpoileR bitti :)-- işte o an salonun en arkasından fırlasam da benim de ellerimden bıcaklar çıksai deşsem keşke o herifi dedim, boğazıma su kaçmış, nezle olmuşum gibi bi his saplandı, ama allahtan geçti :) bu arada benim sefkili balık terbiyecisi'mle ilk sinemammış bu senelerdir. yok artık dedim ama çok deşmedim, gitmişizdir ya, di mi?
bu post çok dağınık oldu ama dur dur bişi daha dicem : ben varyaa, havuza gittimm, çam ormanlarıyla kaplı vadinin eteğinde kocamaan olimpik havuz manzarası eşliğinde, ısıtılmış havuzda yüzüp termal jakuzide masaj yaptırdım kendime, yaaa :) hani bu da bana kısmet sana nispet heheh :))
en iyisi mi ben hasret gidereyim ev kokan yorganımla, ne de olsa ev, benim "benim" dediğim yerdir.
11 Mayıs 2009 Pazartesi
gün gelecek
herşey geçecek, ya da herşey bitecek...
heyecanı bunun bambaşkaydı. istedim ve de yuttum o tozu, sahnedeydim artık.
ben bugün bunu gördüm: gmat insanın biryerlerine kaçarmış. ha o 720'i alacak mıyım? onu zamanı gelince göreceğiz.
hayatı konuştuk özgeyle bugün, işleri, dertleri, güçleri, sınavları, stresleri, ilişkileri... anınca beraber geçirdiğimiz günleri, insanın hiç mi hiç gidesi gelmiyor bir yerlere, yapışıp kalası geliyor olduğu yere şu memlekete, ama ne zaman ki attım ben adımımı kapımdan içeri, gördüm bazı şeyler artık gerçekten baymış beni. ben muhabbetin neşenin ama en önemlisi pozitif enerjinin bol olduğu ortamları ne kadar seviyorsam, bir o kadar da kendi kişisel alanıma muhtacım kimselerin karışmadığı, el dahi sürmediği.
hayat belli bir noktaya geldikten sonra, başladığın yere dönmek söz konusu olunca pek bir korkutuyor insanın gözünü...belki de dönülmez bir noktaya gelmekten daha iyidir ama bunca zaman kendi yolunda gidip de, artık misafir gibi hissetiğim eve dönmek zor geliyor bana, sonuçta iç işlerinde bağımsız ama dış işlerde anlaşma ve yasalara tabi küçük bir eyaletim orada, burada başlı başına hükmünü süren bir devletken...
28 Nisan 2009 Salı
Ms McFly
hanginize bilmiyorum ama galiba ben birinize büyük bir tepki veriyorum çünkü an itibariyle binge eating disorder altında yazan tanımların 20'sinden 19'una (çünkü intahar etmeyi hiiiç düşünmüyorum, kendi canımdan daha değerli birşey olamaz) uyduğumu keşfettim, türkçesi ne mi?:
tepkisel aşırı yeme bozukluğu ...
şu an takribi 5 aylık gibi duran bir foodbaby'im var, biz(me&myself) kendisine kısaca jesus the second dioruz :) tabii "hâl böleyken telefunken" diyecek halim olmadığına göre hâl böleyken, koşu yolları taştan olur bana; sabah erken kalkıp koşma alışkanlığıma geri dönicem, onçüüün lütfen gece ses yapmayın, efenime söliyim bi işiniz varsa erken arayın, beni baştan çıkartmayın vs. yoksa imanıma indirirm bütün şalterleri hepiniz aç biraç elektriksiz, internetsiz kalır mutsuz mutsuz yatağa yol alırsınız, "demedi" denmesin sonra arkamdan.
şaka maka nisan da bitti, istanbula filan da gitmemiş olsam bi b.ka benzediği yoktu bu nisanın, hani nisanlar pek bi süper düper aydı, atraksiyonu, neşesi, yeniliği filan bol olurdu ama ay biterken ben "way anasına bea ne aydı" demediğime göre bu sefer böyle. ha tabi daha 2 gün var heran herşey olabilir, olmayadabilir, bekleyip görelim derdim ama ben beklemicem.
öss filan negzel bir dertmiş, öyle ya, değerini bilememişiz. ama dert de yanmicam artık, yok benim hiç derdim, sizinkilerin yanında benimkiler pire'de deve kalır(!?) ya o bakımdan.
!dünyanın geldiği hâle bi de bakın hele, insanoğlu dert yarıştırır olmuş birbiriyle..!
aitsizlik hissinin sözlükte karşılığı varsa, hangi dilde olursa olsun, kabulümdür, biri açıklasın bana, çünkü ben zaman çizgisinin üstünde durduğum şu noktasında kendimi hiçbir yere ve hiçbir şeye ait hissetmiyorum, tek emin olduğum şey "evim"in benim kendimin durduğu yer olduğudur, sanki ben benden öte birşeymişim de evim barkım, yerim yurdum da o öte olduğum ben nerede duruyorsa orasıymış gibi...
bazen o kadar sıkılıyorum ki, bitse de gitsek diye geçiriyorum içimden, sonra düşünüyorum, gitsek de, peki ya nereye; bulamıyorum; kalıyorum olduğum yerde, gitmiyorum hiç bir yere; ama yine de an geliyor ve herşey bitiyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
